
UNUTMANIN KIYISI
İlk cinayet olduğunda herkes ayağa kalkmıştı. İkinciye alışılmıştı. Üçüncüsünde spiker sakin bir sesle konuşmuştu:
-Kader…
O kelime o gün serbest kaldı ve…
Yıllar yılar önce doğuyla batının birleştiği bir coğrafyada bir ülke vardı. Bu ülkenin insanları sevgiyi, saygıyı, fedakârlığı, ahlâkı, dürüstlüğü hayatlarının merkezine almışlardı. Bu ülkede eğitim çok önemliydi. Değil üniversite mezunu, lise mezunu olsanız bile iyi eğitim alarak kendinizi geliştirebilirdiniz.
Televizyonlarda örnek alınacak, izlenilmeye değer diziler, öğretici ve eğitici programlar vardı. Doğu ile batıyı birbirine bağlayan bu ülkede her şey yavaş yavaş değişmeye başladı. Önce kirlilik televizyon kanallarındaki dizilerden başladı. Aile denilen şey bir senaryoya, ahlâk bir reyting grafiğine dönüşmüştü. Ne kadar çirkinse o kadar izleniyor, ne kadar bağırılıyorsa o kadar doğru sayılıyordu.
Kimin eli kimin cebinde belli olmayan, gücü ve parası olan erkeğin etrafında dönen kadınlar, birbirini aldatan insanlar, yalancılar, hırsızlar, katiller, tecavüzcüler. Bir de ne olduğu, kimin için yapıldığı belli olmayan sabah programları türedi. Sonra evlilik programları, gelinim kim olacak, biri bizi gözetliyor, eşini kap, kim kaparsa onundur gibi…
Sonra bunlar normalmiş gibi karşılanmaya başlandı. O yaparsa ben de yapabilirim algısı oluşmaya başladı. Kokuşmuşluğa doğru adımlar atılmıştı artık. Kimi kendini korudu kurtardı ama kimi de bu senaryolara kendini kaptırdı. Sonra yavaş yavaş eğitim değiştirilmeye başlandı. Kendini koruyan aileler çocuklarını da korudu ama kendini bu çarka kaptıranlar, ne kendilerini ne de çocuklarını koruyabildi. Eğitim bozulunca bilim yok sayılmaya başlandı ve bilimden uzaklaştıkça, insanlar daha çok seviyesizleşti.
Bir zaman sonra insanlar kelimeleri kaybetti.
“Adalet” ağır geliyordu dile.
“Vicdan” eski bir sözcük sayılıyordu.
En çok kullanılan kelime ise şuydu: Kader.
Bir kadın öldürüldüğünde kaderdi.
Bir çocuk istismar edildiğinde kaderdi.
Bir hırsız serbest bırakıldığında kaderdi.
Kader, suçlular için bir çıkış kapısıydı; mağdurlar için mezar taşı. Bu ülkede suç işleyenler hızlı yürürdü. Çünkü biliyorlardı: Bir süre sonra kimse hatırlamayacaktı. Hafıza anlık, öfke geçiciydi. Bir sonraki gündem her şeyi silerdi.
İnsanlar yoksullaştıkça daha sessiz oldu. Borçlar arttıkça başlar eğildi. Orta sınıf diye bir şey kalmadı; ya yukarı bakıyorlardı ya aşağıdan eziliyorlardı. Herkes bir süre sonra unutuyordu. Sanki insanların kodlarına unutkanlık bulaşmıştı ve en önemlisi insanlar fakirleşmeye başladı. Orta sınıf yavaş yavaş tükeniyordu ve sadece zengin fakir kalmıştı. Uçurum artıkça artmıştı. İnsanlar borç batağına bankaların kucağına terk edildi. Çünkü ne kadar fakir olup muhtaç olurlarsa o kadar sessiz kalmaya mahkûm olacaklardı.
Sınıfsal, ırksal, dinsel ayrımlar başladı bir süre sonra. İnsanlar birbirine düşman olmaya başladı. Artık siyah ve beyaz olarak ikiye ayrılmışlardı.
Gri yoktu…
Aslında bizi insan yapan bu grilik değil miydi?
Bir ülke unutarak yok oldu ve bir gün, biri sordu:
— Ne zaman bu hale geldik?
Cevap gelmedi.
Çünkü o sorunun cevabını hatırlayan kimse kalmamıştı.
Bu bir çöküş değildi.
Bu bir tercihti.
Unutmak her pisliğin üzerine serilen temiz bir örtü gibi kullanıldı. Suçun adı değişince, suç ortadan kalkmadı; sadece normalleşti.
Bu ülkede insanlar ölmeden önce utançlarını kaybetti.
Utancı olmayan toplumlar daha uzun yaşar ama daha az insan kalır. Ve bir gün çocuklar soru sormayı bıraktı.
İşte o gün bu ülke resmen öldü.
ALEGORİK DENEME (ÇÜRÜME 2)-KADER ELTUTAN
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co
“Bazı kelimeler karanlıkta anlam kazanır.”
Yorum Yaz