
Fotoğraf sanatının yalnızca olanı belgelemekle kalmayıp, fiziksel gerçekliğin ardındaki duygu durumlarını ve toplumsal hafızayı da görünür kıldığına inanan biri olarak; “DOĞANIN SESİ/NATURE OF VOİCE” başlıklı bu fotoğraf üçlemesi üzerine derinlemesine bir düşünme ihtiyacı hissettim. ÜSTÜSTE POZLAMA tekniğinin (double exposure) ustalıkla kullanıldığı bu seriyi incelerken, müziğin salt işitsel bir deneyim olmaktan çıkıp, kentin mimarisi, doğası ve insanıyla nasıl bir bağ kurduğunu gözlemleme fırsatı buldum. Bu makalede, söz konusu üçlemeyi mekân, insan ve toplumsal iyileşme eksenlerinde kişisel bir okumayla ele alıyorum.


Serinin ilk iki karesinde (klasik ve elektro gitar kompozisyonları), dikkatimi çeken ilk unsur, enstrümanın fiziksel formunun adeta şehrin bir tuvaline dönüşmüş olmasıdır. Köprüler, nehirler, binalar ve palmiye ağaçları gitarın ahşap gövdesine işlenmiş durumda. Bana göre bu fotoğraflar, müziğin şehirden yalıtılmış, kapalı kapılar ardında üretilen bir ses yığını olmadığını; aksine kentin nefes alışverişinden, mimarisinden ve sokaklarının ritminden doğduğunu kanıtlıyor. Gitarın telleri titreştiğinde aslında duyduğumuz ses, o nehrin akışı veya o köprüden geçenlerin ayak sesleridir. Görseldeki saydamlık, şehir ve sanat arasındaki sınırları kaldırarak ikisini tek bir bedende eritmektedir.

Üçüncü fotoğrafa odaklandığımda, anlatının nesneden (enstrüman) özneye (insan ve topluluk) doğru keskin ama bir o kadar da akıcı bir geçiş yaptığını görüyorum. İlk iki karenin sunduğu o durgun, yapısal ve melankolik kompozisyon, yerini şarkı söyleyen bir kişinin ve etrafını saran kalabalığın dinamik enerjisine bırakıyor. Fotoğrafçı burada kullandığı hareket bulanıklığı (motion blur) ve ışık oyunları, bana müziğin anlık, uçucu ama bir o kadar da kapsayıcı gücünü hissettirdi. Şarkı söyleyen kişi artık sadece bir sanatçı değil; kalabalığın, yani kamusal alanın ortak sesinin bir yansımasıdır. Bu kareyi, bireysel bir eylemin toplumsal bir katarsise (arınmaya) dönüştüğü, müziğin statik bir formdan çıkıp yaşayan bir kentsel deneyime evrildiği anın dondurulmuş hali olarak yorumluyorum.
İncelediğim bu üçleme, bana göre müzik, insan ve mekân arasındaki kopmaz bağı görsel bir şiirsellikle sunuyor. Müziği dinlenilen değil, “içinde yaşanılan” bir şehir dokusu olarak tanımlıyor. Enstrümana sığan devasa bir şehir ve şehrin sesini haykıran bir insan… Bu çalışma, fotoğrafın sessiz dilini kullanarak, bizlere kentin en gürültülü ama en ahenkli melodisini dinletmeyi başarıyor.
ÜMİT YEYSİDEŞ
DOĞANIN SESİ /NATURE OF VOİCE
DOĞANIN SESİ /NATURE OF VOİCE-ÜMİT YEYSİDEŞ
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co
“Bazı kelimeler karanlıkta anlam kazanır.”
Yorum Yaz