sv

GECENİN AKREPLERİ-KADER ELTUTAN

21 Şubat 2026 14:47


Saat 3.30’du ve o, derin uykusuzluğun sancısıyla gözlerini açmıştı. Bu saat insanların değil, gölgelerin saatidir. Gece, zihninin içinde yankılanan bir koridor gibi upuzun duruyordu.
Gecenin içinden bir fısıltı yükseliyordu. Çöllerde esen rüzgâr gibi hiç duyulmayan bir tınıyla uykusuz beynine girmeye çalışıyordu ve girmesine izin verdi. Bu bir çağrıydı…
Dizeler satırlara çarpıyor; satırlar dizelere dönüşüyor, filmler rüyalara sızıyor, tavandan şiirler sarkıyor, şiirler duvarlara sürtünüyor, kelimeler nefes almaya çalışıyordu. Beyni durmuyordu. Kelimeler sadece kelime değildi artık; her biri bir tılsım, bir mühür, bir semboldü.
Her zamanki gibi kahve yapmak için kalktı ve mutfakta kahve makinesinin sesi bir ritüel gibi yankılandı.
Kaynar su, öğütülmüş çekirdekler, yükselen o mis gibi koku. Afrodit, eteklerini sürüyerek geçmişti kahve çekirdeklerinin içerisinden.
Hepsi bir ayinin parçasıydı…
Büyülü ekranın başına oturdu. Ekran açıldığında bir kapı belirdi. Bu kapı, yeraltı tanrılarının kapılarına benziyordu. Bir kapıyı açıyor, diğer kapı çıkıyordu ortaya. Arkası arkasına bitmek bilmeyen kapılar. Yazdığı her cümle bir kapıyı daha aralıyordu ve her kapıda bir şey bırakmak gerekiyordu. Bir mısra bir dizeyi doğuruyor; bir dize başka bir mısrayı doğuruyordu.
Orada sadece yazılar yoktu. Ütopik şehirler, tufandan önceki uygarlıklar, kıyametten sonraki sessiz dünyalar, insansız, yitik kaybolmuş evrenler. Kadim yılanların fısıldadığı sırlar, kanatlarını yitirmiş melekler vardı.
“Normal bir hayat,” diye düşündü.
Bu kelime kumdan kaleler gibi zihninde dağılarak denizlerin dalgasına karıştı. Poseidon üç uçlu mızrağı Trident’ini yere mi vurmuştu yoksa?
Gece uyumak, gündüz yaşamak…
Oysa eski metinlerde gece, sırların açıldığı vakitti. Güneş tanrıları çekildiğinde, gecenin tanrıları ortaya çıkardı.
Onun için zaman başka akıyordu. Saatler insanlara ait değildi belki de, zamanın ait olmadığı gibi…
Saatler akrep ve yelkovandan ibaret olmadığı gibi; zaman, göğü tutan kadim tanrı Anu’nun nefesiydi.
Kanatsız melekler, dilsiz yılanlar, kuyruksuz akrepler, sahte tanrılar, tanrıçalar, kumdan kaleler, ütopya, distopya, Anu, Poseidon, Afrodit…
Akrepler…
Çölde güneşin altında bekleyen kutsal muhafızlar. Zehir taşıyan ama aynı zamanda çölün koruyucusu. Kuyruksuz akrep ölmüş bir akrep olmaz mıydı? Muhafızlığını yitirmiş bir akrebin ölü bir akrepten ne farkı vardı?
Kahvesi de bitmişti, yeni bir kahve mi yapsaydı. Yine kahve çekirdeklerinden eteklerini sürüyerek Afrodit mi geçseydi?
Saat 5.30 olmuştu. Akrep yelkovanı, yelkovan akrebi kovalıyordu. İkisinin seviştiği an çoktan geride kalmış bir zaman dilimiydi artık.

Dünya uyurken o, gece uyumak ve gündüz yaşamak arasındaki ince sızıyla, derin düşüncelere dalarken beyni durmasına izin vermiyordu.

Dilsiz yılanlar, kuyruksuz akrepler, sahte tanrılar, sahte tanrıçalar, kumdan kaleler, kadim fısıltılar, satırlar, mısralar derken…

Beyni durmuyordu, vurdu onu!

“Mısraların Düzlüğünde Kısrakları Koşturan Kadın”

Kader Eltutan 21 Şubat 2026

 

Bu Eseri Paylaş:

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki içerik:

GECENİN AKREPLERİ-KADER ELTUTAN

deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co

“Bazı kelimeler karanlıkta anlam kazanır.”