
SORUN YAŞTA DEĞİL BAŞTA
Gülriz Hoca, mesleğinde sayısız başarıya imza atmış bir akademisyendi. Ancak zaman, onun güçlü duruşuna rağmen acımasızca ilerliyordu. Sabahları aynanın karşısına geçtiğinde, yüzündeki kırışıklıklar sanki yılların biriktirdiği sırları fısıldıyordu. Parlak kırmızılı elbisesi, pembe ruju, rimel dolu kirpikleri… Her biri gençliğin hayalini sürdürmeye dair çaresiz bir çabaydı. Ela gözlerini çevreleyen hüzünlü bakışları ise bolca sürülen rimel ile gizlenmeye çalışıyordu. Bir kusuru vardı, huyu kurusun; kendini seviyor, şımartmayı seviyordu, bunu herkes biliyordu.
Ama bir şeyler değişmişti. Kulakları eski netliğinde işitmiyor, gözleri uzakları seçemiyordu. Bazen anlattığı konuda en önemli ayrıntıyı birden unutuveriyordu. Biraz düşününce hatırlıyordu tabii fakat öğrenci onun durakladığının da farkına varıyordu o ara. Bu onu dehşete düşürmüştü! Öğrencileri, onun yaşlanmış bedenini ve yavaşlayan reflekslerini fark etmişti. Küçük alaycı bakışlar, sessiz fısıltılar…Sınıfta öğrencilerin alaylı bakışlarıyla karşılaştığında, kalbi bir an duracak gibi oluyordu. “Bu yeni yetmeler de kim oluyor? Saygıyı elden bırakmayacaklar! Hocaları olduğumu unutmayacaklar!” diye düşünüyordu.
Bir gün ders sırasında, genç bir öğrenci anlamadığı bir konuyu sorunca, Gülriz Hoca istemeden sert bir ses tonuyla karşılık verdi. “Buna daha dikkat etseydin, anlamakta sorun yaşamazdın,” dedi. Gözlerinin içi parladı ama dudakları titriyordu. O an fark etti ki, kırıcı sözler, düşük notlar, otoritesini korumanın değil, yaşını saklamaya çalışmanın bir yolu olmuştu. Bir an kendini öğrencilerinin yerine koydu. Adeta kendinden tiksinti duydu. Hayır, o böyle biri değildi; nefret edilen biri olmayı asla istememişti. İnanılır gibi değildi! Nasıl bu duruma gelmişti?
Dersin bitiminde yalnız kaldığında, aynaya baktı. Ellerini yüzüne götürdü ve kırışıklıklarla dolu ellerini inceledi. Aynı kırışıklar bir nehir gibi yüzünü bölüyordu. Saçlarının arasındaki gri teller, gençliğinin renkli hayallerine inatla daha fazla ortaya çıkıyordu. Yılların birikmiş bilgisi, yaşanmışlıkları ve emeği…
O an bir şey değişti içinde. Bunlar hâlâ onda vardı. Gençliğin renkli elbiseleri ve parlak rujları… Oysa tüm bunlar sadece birer maskeydi. Belki de asıl güzellik, yılların ona kazandırdığı bilgelikteydi; gençliğin gösterişli renklerinde değil.
Gülriz Hoca derin bir nefes aldı, omuzlarını gerdi. “Sorun yaşta değil, başta… Ama asıl sorun, belki de kendimi kandırmamda. Gençlerde bir sorun yok. Bana yakışanı yapmam lazımdı.” diye fısıldadı. O gün, öğrencilerine karşı ilk kez farklı bir şekilde baktı; sertlik yerine bilgelik, korku yerine anlayış vardı gözlerinde. Artık onların saygısını zorla kazanmaya çalışmayacak, bilgisi ve deneyimiyle onları etkileyecekti. Ve o anda, hem kendini hem de zamanın acımasız çarkının dönüşünü kabullenmişti. Her insanın başına geleni yaşıyordu ve bu çok doğaldı.
Yüzündeki kırışıklıklar, artık bir utanç değil, onun hikâyesinin bir parçası olmuştu; genç kızlar gibi giyinmesine gerek yoktu. Anlamıştı ki gerçek güç, içten gelen bir duruştaydı; geçmişin başarılarında değil, şimdinin gerçeğini kabullenmekteydi. Dudaklarına hafifçe dokunan kırmızı rujunu, yılların getirdiği bilgelikle birlikte hafifçe sildi. Gülriz Hoca, aynadaki yansımasına bakarken fark etti: En parlak renk, yaşanmış yılların verdiği bilgelikle, yaşamın bütününü kabullenmekti. Bu zaten varoluşunun pırıltısıydı. Gözlerinde ışıldayan bu yeni farkındalıktan hoşlanmıştı.

Şükran Hekimoğlu Taşdelen
Sorun Yaşta Değil Başta-ŞÜKRAN HEKİMOĞLU TAŞDELEN
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co
“Bazı kelimeler karanlıkta anlam kazanır.”
Yorum Yaz