sv

Can GADİRLİ’nin Sunumuyla Yazar Röportajı: Gülşen KARAHAN

13 Mayıs 2026 19:19

Can GADİRLİ: Yeni bir Gri Kalem yazar röportajına hoş geldiniz sevgili Gri Kalem okurları! Ben sunucunuz Can GADİRLİ. El sanatlarından yazıya kadar sanatın pek çok alanında faaliyetleri olan Gülşen KARAHAN bugünkü röportaj konuğumuz. Gülşen Hocam hazırsanız ilk sorumla başlıyorum.

Gülşen KARAHAN:

Merhaba. Bu güzel davet için çok teşekkür ederim. Bir yazar için en kıymetli şeylerden biri, kelimelerinin doğru bir kapıdan okura ulaşması. Gri KalemLER gibi edebiyata özenle yaklaşan bir platformda yer almak bu yüzden benim için çok değerli.

 

Can GADİRLİ: Hocam, kendisini yazmaya adayan herkesin başlamasında bir şeyler vesile olmuştur. Peki size vesile olan durum nedir?

 

Gülşen KARAHAN: Hayatım boyunca algılarım çok açıktı. Bir bakış, bir mimik, ses tonundaki en küçük değişim bile benim için okunabilir bir işarete dönüşürdü. Tüm bunlara karşı hassas bir optik okuyucu gibi olmak, aslında muhteşem bir Ferrari’ye sahip olmak gibiydi. Fakat o Ferrari çoğu zaman geniş bir pistte değil, kalabalık ve sıkışık bir trafikte ilerlemek zorundaydı. Beni yazıya yakınlaştıran da buydu: Her şeyi fazlasıyla görmek, fazlasıyla duymak ve bazen hiçbirini içimde susturamamak.

 

Can GADİRLİ: Yazmak için ilham perisini mi beklersiniz yoksa duyduğunuz, gördüğünüz, yaşadıklarınız mı size ilham olur?

 

Gülşen KARAHAN: “Sanatı, hayatın en çok kırdığı insanlarda buluruz.” sözü benim için her zaman çok derin ve anlamlı oldu. Karanlık bir kalemim olduğunu söyleyebilirim; çünkü bana göre mutluluğu anlatmak için kullanabileceğimiz kelimeler daha sınırlıyken, mutsuzluğu, karanlığı ve acıyı anlatmanın dili çok daha geniştir. Bu duygular renklerin tonları gibidir; her defasında başka bir gölge, başka bir kelime, başka bir anlatım yolu bulabilirsiniz.

İnsan bazen kendini resimle, bazen müzikle, bazen başka bir yolla ifade eder. Benim için o yol önce hep yazmak oldu. Kalemim; kayıplardan, acılardan, insan olmanın muazzam güzellikleriyle dehşet verici karanlığı arasındaki o ince sınırdan besleniyor. En çok da insanın kendisinden ilham alıyorum. Çünkü çoğu zaman bir yazıya baktığımda, acının kendisini onu yaşayan kişiden bile daha çıplak ve sahici bir yerden duyabildiğimi hissediyorum.

 

Can GADİRLİ: Kaleme aldığınız kitaplarınızdan biraz bahseder misiniz?

 

Gülşen KARAHAN: Buzlu Cam, merkezinde anne-kız ilişkisi olan psikolojik bir roman. Ama benim için yalnızca Derin’in hikâyesi değil; her karaktere kendini anlatabilme fırsatı veren bir metin. Roman boyunca ön yargıyla yaklaştığımız insanların aslında kendi yaşanmışlıklarının, kırılmalarının ve eksikliklerinin sonucu olduğunu görürüz. Herkesin kendince nedenleri vardır; bu yüzden kimse bütünüyle masum, bütünüyle haklı ya da bütünüyle suçlu değildir.
Buzlu Cam metaforu da tam olarak burada devreye giriyor. Hayatta çoğu zaman insanları eksik bilgiyle, kendi gördüğümüz kadarıyla değerlendiriyoruz. Oysa buzlu camın ardında hiçbir şey bütünüyle net değildir; bazen bizim gördüğümüzden çok daha farklı hikâyeler, yaralar ve gerçekler saklı olabiliyor.

Ben bu romanda, okurun yalnızca görüneni değil, görünmeyenin ihtimalini de düşünmesini istedim.

 

Can GADİRLİ: Peki kendinizi yazmaya vermekteki amacınız nedir?

 

Gülşen KARAHAN: Bir gün ölmüş bir çocukla kendi ölümünün dehşetini, bir gün mülakatta elendiği için intihar eden birine şahit olan birinin kendi vicdanıyla yüzleşmesini, bir başka gün Buzlu Cam’daki Derin’le bir bar taburesinin üzerinde içsel kırılma anını birlikte yaşayabiliyorum.

Şimdi ise yazmaya başladığım yeni kitabımda bir at ile bir ağacın ilişkisini anlatıyorum: köksüz bir varlığın kökü olana duyduğu sevgiyi; atın yaklaşabilmek için durmayı, ağacın sevebilmek için özgür bırakmayı öğrenmesini… Bir at olarak dünyayı koklamak, rüzgârı hissetmek; bir ağaç olarak uyanıp hareket edememe trajedisini içimde duymak benim için çok özel deneyimler.

Tüm bunları yaparken derdim hep aynı: Bir başkası olmadan bir başkası olabilmeyi anlamak.

 

Can GADİRLİ: Bu kitabın konusu aklınızda nasıl şekillendi?

 

Gülşen KARAHAN: Sosyal medyada karşıma çıkan bir içerik dikkatimi çekmişti. O içerikten yola çıkarak narsisizm kavramını araştırmaya başladım. Bir insanın çocukluğunda yeterince sevilmemesinin, görülmemesinin ve onaylanmamasının; büyüdüğünde hem kendisiyle hem de hayatındaki insanlarla kurduğu ilişkiyi nasıl etkileyebildiğini görmek benim için çok sarsıcıydı. Aylarca okudum, izledim, araştırdım. Narsisizmin yalnızca kibir ya da kendini beğenmişlikten ibaret olmadığını; çoğu zaman derin bir eksiklik, onay ihtiyacı ve ilişki kurma biçimi olarak ortaya çıkabildiğini gördüm.

Beni asıl sarsan şeylerden biri de bu konuyu araştırırken kendi hayatımda maruz kaldığım bazı ilişki biçimlerini fark etmem oldu. O noktada bunu yazmam gerektiğini hissettim. Hem kendim için hem de narsistik ilişki döngülerine maruz kalıp bunun adını henüz koyamamış insanlar için. Kitabımda narsisizmi bilimsel bir tanım gibi anlatmaktan çok çocukken hakkımız olan sevgiyi alamadığımızda, büyüdüğümüzde sevginin nasıl keskin bir hesaba dönüşebildiğini göstermeye çalıştım.

 

Can GADİRLİ: Kitap konunuzla okuyucu nasıl bir bağ kuruyor size göre?

Gülşen KARAHAN: Buzlu Cam, bir annenin gölgesinde yetişen bir kız çocuğunun hikâyesi gibi görünse de aslında günümüz toplumunda çok derin bir karşılığı olan duygulara dokunuyor: görülmeme, yeterince sevilmeme, onaylanma ihtiyacı, suskunluk ve sevginin zamanla bir hesaba dönüşmesi… Bugün birçok insan, çocukluğunda alamadığı duygusal karşılığın izlerini yetişkinliğinde ilişkilerine, seçimlerine ve kendilik algısına taşıyor. Ben bu kitapta tam da o görünmeyen izleri anlatmaya çalıştım.

Buzlu Cam’ın okurla bağ kurduğu yerin de burası olduğunu düşünüyorum. Çünkü herkesin hayatında, arkasında bir şeylerin saklı kaldığı buzlu bir cam vardır.

Kitap, o camın arkasında kalan duygulara bakıyor ve okura belki de kendi içinde adını koyamadığı bazı kırılmaları gösteriyor.

 

Can GADİRLİ: Okurlarınızdan aldığınız en unutulmaz geri dönüş neydi?

 

Gülşen KARAHAN: “Leke” isimli sesli öykümde, bir ölü çocuğun ağzından kendi ölümünü anlatırken çok zorlanmıştım. Hem bir insan olarak kendi ölümünü anlatmak gibiydi hem de bir çocuğun ölürken yaşadıklarını onun diliyle aktarmak çok sarsıcıydı. Çoğu zaman gözyaşlarım, duygularımla birlikte kelimelere karıştı. Öyküyü yazmam aylar sürdü; çünkü her defasında gireceğim o ruh hali, o çocuğun yerine geçme duygusu beni korkutuyordu. Ama birçok okurdan aldığım “Dinlerken ben de oradaymışım gibi hissettim” yorumu, bir yazar olarak bir şeyi başardığımı hissettirdi: Yazarken orada olabilmeyi ve okuru da oraya taşıyabilmeyi.

 

Can GADİRLİ: Cevaplarınız için teşekkür ederim Gülşen Hocam, röportajımızı bitirmeden önce eklemek istediğiniz son bir şey var mı?

 

Gülşen KARAHAN:

Edebiyata ve kelimelere gönül vermiş herkese şunu söylemek isterim: Yazın. Nereden başlayacağınızı, nereye varacağınızı bilmeseniz de yazın. Çünkü insan bazen yolunu yazarak bulur.

Hepimizin içinde bir ışık var; bazen biz onu ararız, bazen bir cümle gelip ona dokunur. İçinizdeki ışığı küçümsemeyin. Çünkü bazen insanın en karanlık yerini bile, bir kelime aydınlatır.

Can GADİRLİ: Göç yolda düzelir, misali de “yazı” kaleme alarak gelişir. Bugün yazılan ufak bir taslak yarın kartopu gibi büyüyerek ayakları yere sağlam basan bir roman olabilir neticede kelimelerin dünyasında işler biraz farklı ilerler.

Evet sevgili Gri Kalem okurları ve takipçileri, bir Yazar Röportajının daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. El sanatlarından roman yazarlığına uzanan bir faaliyet alanında olan Gülşen KARAHAN bizlerleydi. Biraz hayattan biraz edebiyattan konuşmaya çalıştık. Bizler için olduğu kadar umarım ki sizler için de keyifli bir röportaj olmuştur. Bir sonraki yazar röportajında görüşünceye kadar edebiyatla kalın esen kalın efendim.

Bu Eseri Paylaş:

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki içerik:

Can GADİRLİ’nin Sunumuyla Yazar Röportajı: Gülşen KARAHAN

deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co

“Bazı kelimeler karanlıkta anlam kazanır.”