
KÂĞIT KESİKLERİ
Bazen kâğıt kesiği gibi uyanırsın, en yumuşak yerinden.
Dibini gördüğün sular bir anda bulanır.
Kendine bakar; şaşarsın.
Nereden sarsıldığını, nereden dağıldığını,
nereden yıkıldığını anlayamazsın.
O kadar ansız, o kadar yavaş, o kadar istikrarlı olur ki yıkılışın,
hasar tespiti yapamazsın.
Gerçeği bir defada kabullenmeye kolların yetmez.
Parçalara bölerek, küçük nedenlere tutunarak
yavaş yavaş sindirmeye çalışırsın.
Ama bilirsin; artık bir çizgi var.
Geri dönülmez bir çizgi.
Yokmuş gibi yapılamaz, üstünden atlanıp geçilemez.
Zamanı öncesine ve sonrasına bölen.
Dönüp bakarsın.
Yanılmamış, kırılmamış hâline…
Ve özlersin.
Sonra şimdiye bakarsın.
Gözle bakınca hiçbir şey değişmemiş gibidir.
Oysa bazı şeyleri görmek için gözler yetmez.
İçinde bir şey yer değiştirince
suyun tadı değişir,
havayı başka solursun,
her ses başka çarpar.
Unutmak istersin.
Hiç olmamış saymak.
Ama içindeki bir şey—
vicdan dersin, onur dersin—
seni bırakmaz.
Durmadan fısıldar.
Hatırlatır.
Ve bir akşam üstü,
olanı inkâr eden tarafınla, olduğunu hiç unutmayan tarafın karşılaşır.
Savaşa tutuşur.
Kendi içinde kalırsın.
Kendinle arada.
Bu savaşta içindeki “hiç kimse” yaralansın istemezsin.
Ama bilirsin,
her kaçış biraz daha öldürür seni.
Ve bir yerde durursun.
Vazgeçersin yok saymaktan.
Nerede yaran varsa önce yerini hatırlayıp bir kaşır
ve sonra “Tamam,” dersin.
“Tamam. Sırf sizi güzel hatırlamak için,
sırf bu kırgınlıkla ne yapacağımı bilmediğim için,
sırf yeni hayatıma sizsiz nasıl devam edeceğimi hayal edemediğim için
ertelemeyeceğim bu kabullenişi.”
Sonra kendine sorarsın:
Bir zamanlar hayatının en önemli parçası olan bir şey,
değerini kaybedince onunla ne yapılır?
Bırakılır mı?
Yoksa bir taş gibi uçurumdan aşağı mı atılır?
Yoksa en vazgeçilmez şeylerin de bir gün aniden değersizleşebileceğini unutmamak için,
bir kolye yapıp boynunda mı taşır insan?
Bazen çok sevdiğin bir şeyi unutabilmek için, onu hep gözünün önünde mi tutmak gerekir?
Yaralar bu yüzden mi giderken izlerini bırakır?
Kabuklar neden oluşur?
İyileştiğini göstermek için mi,
yoksa hâlâ acıyabileceğini hatırlatmak için mi?
Ve yaranın kabuğunu kopardığında,
kabullenişinin tamamlanmadığını hatırlatmak için mi acıtır canını?
Ateşin yaktığını öğrenmek,
artık ondan korkmaya mı mâl olur?
Yoksa ateşin başında şarkı söylemekten de vazgeçmeyi mi?
Bu yüzden mi insan öğrendikleriyle ne yapacağını bilemediğinde
uzaklaşmayı öğrenir.
Dokunmadan sevmeyi,
hissetmeden var olmayı…
Ve sonunda,
renkli bir ağaç olmak yerine
düz bir kağıda dönüşür.
Çizgisiz, kimliksiz, sessiz, risksiz…
Ama yine de—
en yumuşak yerinden kesebilen bir kağıda.
Gülşen Karahan, 2021
KAĞIT KESİKLERİ-GÜLŞEN KARAHAN
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co
“Bazı kelimeler karanlıkta anlam kazanır.”
Yorum Yaz