sv

ZAMANIN KUMLARI(BÖLÜM 3)-AVNİ KURU

24 Nisan 2026 06:46

İhtiyar senelerdir sakladığı bu şiir defterini ilk kez okumuştu, yani Firuzan öldüğünden beri. O kadar uzun zaman olmuştu ki varlığını bile unutmuştu. Gözlerini yine pencerenin dışına, kalbinin yarısı değil tamamını gömdüğü yere baktı. Sessiz komşuları şimdi Firuzan’a komşuluk ediyor diye düşündü.

Mezarlığa sadece ölüler gelmezdi. Yakınlarını kaybeden dirilerde gelirdi fakat evinin olduğu tepeliğe sadece tek bir yaşayan gelirdi. Ayşe, ne sebepten bilinmez ama üç yıl önce yardım etmek amacıyla gelmiş ve o zamandan beri her hafta Salı günü sürekli gelmeye devam etmişti.

“Salı geldi demek” diye sesli düşündü. Kapıyı sanki kilitleniyormuş gibi sıkıca kapattı. Ama genç kız gelmeye karalıydı, soluk soluğa evin önündeki sert yamacı tırmanarak kapıyı çaldı.

“ Kim O?”

“Benim, amca açar mısın kapıyı?” dedi genç kız. İhtiyar homurdanarak kapıyı açtı. Asık suratını daha da asarak kızı payladı.

“Yine neden geldin?”

Genç kız hiç oralı olmadan içeri girdi.

“Her hafta tekrar geleceğimi söylüyorum, hatırlamıyor musun?”

Üç yıldır ona yemek getirip evini temizlemesine rağmen terslemesine alışmış gibiydi sanki. Elindeki sefer tasını pencerenin çıkıntısına koyarak:

“Sana bugün türlü yaptım. Yanında da biraz çorba var içersin” dedi.  Ayşe yere dökülen kutulara bakarak.

“Ramis mi yaptı bunları?. Her yeri dağıtmış” diyerek tatlı sert söylendi. Kutuları kaldırıp düzeltirken eski ama çok pahalı görünen bir kolye buldu. İhtiyara kolyeyi göstererek sordu.

“Bu senin mi amca? Nerden buldun bunu?”

İhtiyar hiddetle ayağa kalkıp elinden kolyeyi çekerek aldı.

“Bırak onu” diye bağırınca zavallı kız korkuttu, dokunsan ağlayacaktı. Yaptığından utanan ihtiyar hatasını telafi etmek istercesine sesini yumuşatarak kıza baktı.

“Tamam, kızım yeter, eline sağlık” dedi, özür dileyememişti ama yüzündeki üzüntülü ifadeyle kısmen kızın gönlünü almaya çalışır gibiydi. Kızcağız arkasını dönerek çıkarken yine dayanamayarak ihtiyara “Bir şey ister misin?” diye sordu. İhtiyar mahcup bakışlarla cebinden biraz para çıkartıp kıza uzattı.

“Bu gün Ramis’in doğum günü. Bir pasta alabilir sen?”

Ayşe parayı alıp bir şey söylemeden hızlı adımlarla gitti. İhtiyar, fevri çıkışından ötürü çok pişman olmuştu.

“Ama o da Firuzan’ın kolyesini aldı” dedi. “Yok, aslında almamıştı sadece kaldırıyordu. Benim eşekliğim, bu kadar huysuz olmasam” diye kendi kendine söylendi, ihtiyar söylenirken Ramis’in suratındaki sinirli ifadeyi gördü.

“Özür dilerim paşam. Söz, geldiğinde ondanda özür diler gönlünü alırım, olmaz mı?” dedi. Küçük Ramis ihtiyarın yanına gelerek şiir defterini gösterdi. İhtiyar şiir defterini yerden aldı. Zaten eskimiş olan defter yere düştüğünde sayfaları dağılmıştı. Oğlunu eliyle çağırarak dışarı çıktı. Bir kayanın yamacına çöktü, Ramis’te hemen yanı başına. Orda başka bir şiir daha gördü. Bu şiiri Firuzan’a evlenme teklifi yaparken okumuştu. Babası Firuzan’la evlenmesini hiç istememişti. İşçi takımından, kimi kimsesi olmayan bir kız yerine, giderek sertleşen siyasete direnebilmeleri için politik yakınlığı olan birinin kızı daha münasip olacağı kanaatindeydi. Babası hep mantıktan yanaydı, annesi ise duygulardan yana. Şiir yeteneği ve Firuzan’a hediye ettiği kolye en büyük mirasıydı annesinin. O zamanlar deli fişek olan beyzade içinse mantık; sahibine ağır gelen kaplumbağa kabuğuydu. Aşk ise azgın, yaman bir rüzgârdı. Karşısında durmak aptalların ve iri kabuklu hantal kaplumbağaların işiydi.

 

 

Firuzan

 

 

Fİrari uykularımın sebebi sensin

Bedenimi RUhuma isyan ettiren de

Bazen aklımı kaçırdığımı ZANnedersin ya

Sebebi sen

 

Başıboş kelimeler sensiz, hepsi keyFİ,

Anlamsız, doğRU belki ama sebebi sen

HaZAN gibi dağınık düşüncelerim biliyorum

Sebebi sen

 

Bütün kelimelerimin başı sensin, sonu sen

Felaketim olsa, yanıp kül olsam da

Gerçeğim sensin yalanım sen

Sebebi sen

 

Baki divan isyan ettim,

Dosta düşmana küstüm,

Aklım bile terk ettim

Sebebi sen

 

Şiir defterini her çevirdiğinde başka hatıraları canlanıyordu ihtiyarın. Zaman öğle vaktini geçmişti. İçeri gidip yemeğini yedi. O yemek yerken oğlu bir köşede ihtiyarı seyrediyordu. Lokmalar ihtiyarın boğazında irileşip yutulmaz bir kaya haline gelmişti. İçindeki azap söndürülmez bir volkan gibi yakıyor, gerçekler hazmedilemez bir kor haline geliyordu. Bir türlü kabullenemiyordu. Sefer tasında ki yemekleri döküp içine Ayşe’nin gönlünü almak için kutuların içinden birkaç sürpriz eşya koydu. Zaten ihtiyarın artık ihtiyaç duymadığı bu eşyalar Ayşe’nin emeğine bir nebze karşılık olur diye düşündü.

Öğle güneşinin parlak ışıkları Ramis’in saçlarında altın gibi parlıyordu. Yüzü, binlerce yıldız varmışçasına ışıldıyordu. Firuzan’ın en güzel hediyesiydi Ramis. Doğduğu günü unutması ne mümkündü. Gökyüzü delinmiş gibi yağmur yağıyordu. Firuzan sancılanmış. Yüzünde şimşekler çakıyordu. Babası Ramis Bey beyzadesinin Firuzan’la evlenmesini kendine yediremediği için üç yıldır küstü ama o gece bir telgraf çekerek bu küslüğe bir son vermek istemişti. Firuzan’ın sancıları artığında taze baba ebe hemşireyle odaya girdi. Beyzade İstanbul’da doğacak bebeğinin sesini duymak için kıvranırken, bir görev için Elazığ’da olan Ramis Bey oğluna üzüntüsünü anlatan ve artık barışmak istediğini söyleyen telgrafını göndermesi için otel sorumlusuna vermişti.

İki kulak çınlatan ses yükseldi. Biri İstanbul’da mutluluğa boğan bebek ağlaması, diğeri Elazığ’da silah sesi. Beyzade’nin  İstanbul’da bebeği doğduğu zaman, Elazığ’da babasının öldürüldüğünden habersizdi. Acı haberi telgrafından bir gün önce gelmişti. Babasını kendi elleriyle yıkayıp defnettikten sonra annesiyle birlikte telgrafı okudu.

“Aslan parçası. Seni kucağıma aldığım gün şu anda bile gözlerimde. Babalar oğullarından ayrıldı mı, yüreğinden bir parçayı onunla bırakır. Bir daha ayrılmamak üzere barışalım. Daima seni seven baban Ramis Azizzade”

Ramis Bey’de her kul gibi ölümün ne zaman geleceğini bilmeden yazdığı telgrafla sevenlerine ve dünyaya veda etmişti. Babasının hatırasına hürmeten oğlunun adını Ramis koydu.

 

Garptan Şarka

 

İçimde deli bir poyraz var

Duygularım anafor olmuş

Bir kasırga eser her yer tarumar

Şark elinden yıkar geçer

Garpta bir meltem, doğan taze bir kuş

 

Bin galip yaşar, bin Salih, bir milyon Mehmed

Cihan neden kabul etmez ki iki Ramis birden

Şartsa bir cana karşılık bir diyed

Ellerimi keseyim ister, iki kolum birden

 

Kudretinden sual olmaz elbet

Garptan doğdurursun güneşi istersen,

İstersen şarkta ayı eylersin zillet

 

İhtiyar şiiri bitirdiği sırada; Devamı Yarın

Bu Eseri Paylaş:

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki içerik:

ZAMANIN KUMLARI(BÖLÜM 3)-AVNİ KURU

deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co

“Bazı kelimeler karanlıkta anlam kazanır.”