sv

ON KURUŞLUK FARK-İSMET ACİ

20 Kasım 2025 23:05

ON KURUŞLUK FARK

Ortaokul öğrencisiyim, o yıl okul bitiyor. Yıl 1969/70 gibi. Öğrenci evi dediğimiz evlerde kalıyoruz, her hafta köye gidip geliyoruz. Yayan gidip geldiğimiz halde hiç zorumuza gitmiyor. Kendi köyümüze gidinceye kadar üç beş köyden geçiyoruz. Mevsim sonbaharsa bu yolculuk zevkli oluyor. Ağaç dallarında kalan elma armudu topluyoruz, birer ikişer tane yiyoruz. Ara sıra ceviz de oluyor.
Mayıs ayının son günleri yaklaştıkça okulun tatil olma günüde yaklaşmış olur. Bazı arkadaşlar dersleri iyiyse son haftalarda gelmemeye başlarlar. Önceleri hınca hınç dolu olan okul bahçesinde, gözle görülür azalma olur. Okul müdürünün içten içe sinirlendiği an, bu az öğrenci grubu ile hafta sonu bayrak töreni yapmaktır. Disiplinli adamdı, çok korkuyorduk… Okulumuzdan mezun olan öğrenciler çoğunlukla yatılı okulları kazanıyorlar. Okulun başarısı söyleniyor esnaf sohbetlerinde ve bu başarı müdürün disipline bağlanıyor. İsmi yıllarca hafızalarda kalacak kadar sertti. Ya olacak ya olacak diyenlerdendi. Israr gerekçesi kötü değildi. Çabası, köylü çocuklarını yaşadığı hayattan kurtarmak ve bir meslek sahibi olmaları içindi. Uğraşır, didinir, bağırır, çağırır doğru yolu buldururdu.
Tören bitti. Gür sesiyle bağırdı: “İyi tatiller.”
Tüm grup hep bir ağızdan: “Sağ ol.” diye bağırdık. Balkondan içeri girerken bahçedeki öğrenci azlığından dolayı memnuniyetsizliğini belli etmek için kafasını salladı. Her tarafı Arnavut kaldırımı denilen taşla döşeli olan yoldan aşağıya doğru, baharın gürleşen dereleri gibi akmaya başladık. Bir an önce kaldığımız öğrenci evimize gidip eşyalarımızı aldıktan sonra köylere gitmek için yollara düşecektik. Şavşat’ta üç dört arkadaş bir araya gelir, dört odalı evin bir odasını ortaklaşa kiralar, kış boyu burada kalırdı. Başlarında öğrencilerden birinin yakını -annesi, babaanne veya anneanne olabilir- bulunur, kış boyu yemeklerini yapardı. Yalnız başına kalanlarda olurdu. Bu öğrenciler de her hafta sonu köylerine gider, pazar günü öğleden sonra ellerinde bir sitilde armut pekmezi veya yoğurt, sırtlarında bir hafta yetecek kadar ekmekle Şavşat’ta kaldıkları eve gelirler. Öğrencilerin kaldığı bu evlerin adı, öğrenci eviydi. Her öğretmenimizde bu evlerin adresleri vardı.
Cadde boyunca dizili dükkânların önünde, kıştan kalma olduğu belli olan patates ve soğanların olduğu kasalar diziliydi. Yanlarından geçtik. Burnuma fırından yeni çıkmış taze ekmek kokusu geldi. Buğday ununun ekmeği mis gibi kokardı, bu koku havanın temizliğinden dolayı bulunduğu yerden çok uzaklara gider. Ekmek fırınların kapısı ana caddeye açıldığından, buram buram taze ekmek kokusu caddeye düşer. Adımlarımı iyice hızlandırdım. Çünkü kaldığımız eve gidip hazırlanacağız, köye gitmek için bir an önce yola çıkacağız. Biraz oyalanırsak eve ancak gece karanlığında giderdik. Köyümüzün Şavşat’a uzaklığı 25 km filandı.
Murat’la aynı köylüydük, aynı sınıftaydık, aynı evi paylaşıyorduk. Tören sonrası Arnavut kaldırımı döşeli caddede birlikte yürüdük. Aramızda yazılı olmayan kurallar vardı ve uyardık. Eve gelecektik, kısa sürede hazırlanacak ve yola çıkacaktık. Bu yolu ne kadar hızlı yürüsek de dört saatten az sürmezdi. Benim karnım iyice acıkmıştı. Eminim ki Murat’ta benim kadar açtı. Usulca yanına yanaştım. Murat’a: “Bir ekmek alalım mı?” dedim. “Yolda yeriz, böyle aç açına köye kadar gitmemiz zor.” Hiç düşünmedi, muhakeme yapmadı. Cevabı verdi:
“Almayalım.”
“Ama…”
“Aması yok, nasıl olsa eve gidiyoruz. Evdekiler de geleceğimizi bilir. Biraz acıkırız ama ekmeğe vereceğimiz para cebimizde kalır.” Ekmek bir liraydı.
Köye götüreceğim eşyalarımı bir çantaya doldurdum. Eşya dediğim de bir hafta boyunca giydiğim kirli çamaşırlarımdı. Köye gitmek için yola çıktık. Aynı yerden geçerken aynı kokuya bu kez dayanamadım. İçeri girdim, çeyrek ekmek istedim. Fırıncı ekmeği dörde böldü, verdi.
“Ekmeğin yanında yemek için zeytin var, peynir var, yazlık kışlık helva var.”
“Yazlık helva.” dedim fırıncıya. Parayı uzattım. Paraları eline aldı, saydı. “Yazlık helva alman için on kuruş eksik.” dedi. Murat’a işaretle on kuruşun var mı dedim. Başını hayır manasında salladı. Neden ekmek almayalım dediğini o an anladım. Çünkü Murat’ta ekmek alacak para yokmuş. Yoksulluk senin içine tüküreyim, sokak finosu gibi hiç kıçımızdan ayrılmıyorsun. “Kışlık helva istemiyorum.” dedim. On kuruşluk fark yüzünden yazlık helva alamadım, diğer katıklardan da almadım. Elimde çeyrek ekmekle fırından çıktım. Çarşıyı çıkıncaya kadar çeyrek ekmeğe dokunmadım. Taş havuzuna indik. Babaannem hep derdi: “İki su, bir ekmek yerinedir.” Aç karnımıza suyu içtik. Çeyrek ekmeği eşit iki parçaya böldüm, Murat’a uzattım. Önce nazlandı almamak için. “Al” dedim, “Sen yemezsen ben de yemem.” aldı.
Karşıda yeşermeye başlayan tepelerin arasından, kıvrıla kıvrıla ilerleyen yola baktım. Gün batmadan aşacaktık. Yürüdük.
………………………………..
Çektirdiğim filmler ve kan tahlilleri elimde, uzman Doktor Güneş Bey’in odasına girdim. Saçları kırlaşmış, yüzünde kırışıklıklar; altları torbalanmış gözünde gözlük, boğazında kalp ve akciğerleri dinleme cihazı ile masasında oturuyordu. Ben içeri girince başını kaldırdı, elinde- kilerini ver işareti yaparak elini uzattı. Beklemeden verdim, tam karşısındaki koltuğa oturdum. Önce tahlillerime baktı sonra filmi aynanın üstüne koydu. Uzun uzun baktı. Yüzünün ifadesi asıldı, düzeldi nihayet bana döndü. Ben de merak ve heyecan iyice tavan yaptı. Oldum olası doktorların teşhisinden, kötü bir şey diyecekler diye korkarım.
“Mehmet Bey, korkulacak bir şeyiniz yok. Amma…”
Korkulacak bir şeyim yok da amma ne demek diye düşündüm. Sanki korkmayın zaten birkaç ay veya birkaç hafta ömrünüz kalmış diyecek gibi bir hali var.
“Dediğim gibi korkulacak bir şey yok. Yalnız yemenize çok dikkat edeceksiniz, işte beslenme listeniz.” Listeye uzandım. İçinde ne var ne yok diye bakmadan, katladım cebime koydum. Yavaşça koltuktan kalktım. İçinde bulunduğum durum için sevinmeli miyim yoksa üzülmeli miyim diye karar veremedim.
Listeye göre yemeliymişim. Masamın üstüne koydum. Gözlüklerimi taktım, verilen listeyi incelemeye başladım. Aha! O da ne? Bana yasak olanların içinde hem yazlık hem kışlık helva var, onlar da yasak. Elimi cebime soktum. O an cebimde çok on kuruş vardı. Ortaokul öğrencisi olduğum yıllarda, cebinde yazlık helva parası olmayan benim şimdi cebimde on kuruşlar vardı ama ben hâlâ yoksuldum. Can sıkıntısı ile dolaştım. Sağlık bu şaka değil, kurallara uymak gerek. Tıpkı o yıllarda müdürümüzün koyduğu kurallara uyduğumuz gibi. Küçük bir tepe buldum gittiğim yerde. Kafamın içinde, memleketimin Efkâr Tepesine benzettim. Hayal kurdum, aktım peşinden su gibi. Ah benim memleketim, yoksullukları ile kendilerini mutlu sayan halkım, elleri nasırlı babam. Gözlerim doldu.
Bir gölge düştü önüme. “Evlat.” dedi, “Ne olur yanlış anlama. Açım, yardımcı olabilir misin?”
“Memnuniyetle.” dedim.
Kısaca hayat hikâyesini anlattı. Benim yıllar önce ortaokulda yaşadıklarımın neredeyse aynısıydı. Yoksulluk, imkânsızlık hepsi aynı. Çok kötüydü. Bir de mezar ziyareti yapacakmış, eşinin mezarıymış gideceği mezar.
“Gel benimle.” dedim. Yıllar önce Arnavut kaldırımda, baharın gür sularının derelerden akması gibi akışımız geldi aklıma. Çok kalabalıktık. Caddeden akıyorduk.
Arabamı çalıştırdım, kapısını açtım. Doğru mezarlığa gittik. Geri dönerken “Sana yardımcı olmamı istedin ya” dedim.
“Evet.” dedi.
Yıllar önce on kuruşum olmadığı için yazlık helva yiyemedim, kışlık helva istemedim. Şimdi on kuruşum var ama helva yemem yasak. Anlatabildim mi?
“Anladım.” dedi.
“Öyleyse” dedim, “ Karnını nasıl istersen öyle doyur, canının ne istiyorsa ye. Ancak benim için canının çektiği kadar yazlık helva yemeni istiyorum.”
Tarif ettiği adrese geri getirdim. Arabadan indi, kalabalığa karıştı. Ha ayrılmadan önce cama geldi: “İstediğin kadar yazlık helva yiyeceğim.” dedi.
Afiyet olsun.
KÜÇÜKÇEKMECE, 1995

Bu Eseri Paylaş:

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.
  • Rıza Çakmak
    1 ay önce

    Çok güzel. Elinize, yüreğinize, kaleminize, emeğinize sağlık.

    yorum beğen

Sıradaki içerik:

ON KURUŞLUK FARK-İSMET ACİ

deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co

Geleceği oluşturacak her yeni günün bir öncekinden daha güzel, arzularına uygun ve seni mutlu edecek şekilde olmasını dilerim. 2026 sana uğur getirsin!