
Vazgeçebilmek, çoğu kez zor görünen bir kavram olarak düşünülür. İnsanın çok sevdiği birinden, yıllardır çalıştığı işinden, alışkanlıklarından, hobilerinden, hatta fobilerinden, yaşadığı yerden, geleneklerinden, göreneklerinden, en önemlisi de beyninin içinde yer etmiş fikir ve düşüncelerinden..
Sayısız örneklerle çoğaltılabilir hayatımızın vazgeçilemeyenleri. Bu arada yaşantımıza neler katıyor, neler götürüyor, düşünmeyiz bile. Sadece yaşarız onlarla. Vazgeçmek söz konusu olunca bazen kendimize, bazen de o alıştıklarımıza vefasızlık, hatta ihanet etmiş gibi hissederiz. Sımsıkı sarıldığımız değerler olurlar, bizi değersizleştirseler de. Hayat yolculuğunda sarıldığımız iplerdir onlar çünkü. İplerden kurtulunca, boşluğa düşeceğimiz korkusunu yaşarız. Halbuki özgürlüğümüzü kısıtlayan zincirlerdir onlar gerçekte..
Her değişim yeni bir ufuk demektir aslında. Bazen korkuların aksine farklı ufuklar bekler vazgeçebilmelerin ardında bizleri. Hatta daha geniş, belki de karanlıkları yırtacak daha aydınlık ufuklar.. Bütün mesele onların varlığını bilebilmekte, görebilmekte.
İnsanın kendine ve çevresine bu değişimi yaşatabilmesi için karanlığın ardında aydınlık bir ufuk olduğunu bilmesi ve kabul etmesi gerekiyor çünkü.
Fakat insanoğlu, bu kabulü yapamadığından başka, bunu araştırmış, deneyimlemiş, kendilerine yol gösteren kişilerin sözlerini de kulak ardı etmekte çoğu zaman. Hatta bazen daha ileri giderek hain ilan etmekte. Tıpkı Platon’un Mağara Alegorisinde olduğu gibi.. Bir mağara içinde yaşayan insanlar, o mağaranın dışında başka bir hayat olduğunu bilmezler. Bazıları dışarı çıkma cesaretini gösterir ve geri dönerek, gördükleri gün ışığını, o ışığın altındaki farklı, aydınlık yaşamları, mağaradakilere anlatmaya çalışırlar. Fakat tepki ile karşılaşırlar..
Bunun gibi; vazgeçebilmenin getireceği değişikliğin korkularıyla sarılmış böyle bir yaşam, hayatının sonuna değin kendini karanlıklara mahkum etmek demektir. Hayatın getireceği farklı nimetlerden mahrum olmak demektir.. Değişmeyen kafalar ve sonucunda birlikte kucaklanan soğuk, renksiz, ışıksız hayatlar.. “Küf yeşili” duvarlarla çevrelenmiş..
..Rıfat Ilgaz’ın şiiri ne güzel anlatıyor; “Küf yeşili Anadolu’m ayaklar altında.. Tüm yalanlara açık ardına kadar, Gerçeklere tabut gibi örtük. Birgün böyle yadsı, böyle tutsak değil, Köy bizim, yol bizim, yolcu bizden.. Dost yüreği sıcaklığında bir yolculuk, uzak değil.”
Umutlarımız, vazgeçilemeyenlerin ördüğü duvarın ardındaki aydınlık ufuklara doğru yapacağımız dost yüreği sıcaklığındaki o yolculuktan yana, daima. O duvarlara defalarca kez çarpıp çarpıp geri dönmüş olsa bile, yine de asla dinmeyen bir şekilde, anlatmaya devam ederek..
VAZGEÇEBİLMEK-İLKNUR ARAL GÜLEMEK
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co
Geleceği oluşturacak her yeni günün bir öncekinden daha güzel, arzularına uygun ve seni mutlu edecek şekilde olmasını dilerim. 2026 sana uğur getirsin!
Yorum Yaz