
Uzun zaman önce duydum bu hikâyeyi. Ama o kadar derinlere gömmüştüm ki, bir daha gün yüzü görmeyeceğini zannederdim. Bazen bir olay, başka bir hikâye; o unutulmuş olanı hapsolduğu yerden yeryüzüne geri çıkarabiliyor. Hemen en başından uyarmak isterim ki, bu satırlarda kalbinizi sıkıştıracak bir hüzün bulacaksınız.
Ah güzel kadınım benim… Çocukluğuna ait bu hikâye aramızda bir sırdı.
O zamanlar sevdiğim kadın bana, “Bunu bilmeni istiyorum,” diyerek yavaşça anlatmıştı her şeyi. Sesindeki titreme hâlâ kulağımda yankılanır. Konuşurken gözlerindeki korkuyu gördüğümde, onun için anlatmanın ne kadar zor olduğunu anlamıştım. Dudaklarıma götürdüğü işaret parmağıyla beni susturduğunda, içimde bir düğüm oluşmuştu. Hikâyesini bitirdiğinde gözyaşları sessizce akarken başını dizlerime yasladı; ayaklarını karnına çekip bir çocuk gibi hüzünle kıvrıldı. O an kendi kendime söz verdim: Bu kadını asla üzmeyeceğim.
Oysa hikâye öyle güzel başlamıştı ki…
Eşimin annesi bir Kürt, babası ise Türk’tü. Bu detay, anlatacaklarımın mazisini anlamada önemli bir yere sahip. Onları bir araya getiren büyü; bir askerin çarşıda görüp âşık olduğu güzeller güzeli bir genç kızdı. Ama her hikâyede olduğu gibi burada da engeller vardı. Aileler karşı çıkmış, “Olmaz!” diye kestirip atmıştı her iki taraf da. Sevgileri sonunda galebe çalmış ve kaçmaktan başka çare bulamamışlardı. Birkaç dostlarının yardımıyla taş üstüne taş koyup başladıkları mutlu hayatları, ardı ardına gelen üç çocukla daha da çoğalmıştı.
Ancak bir gün, evin babası eve vaktinde gelmedi. Kapı açıldığında karşılarında duran kişi bir polis memuruydu ve o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Kim otuz yaşında bir insanın geçirdiği ani kalp kriziyle, hiç vedalaşamadan hayata veda edebileceğini düşünür ki? İşte o mutlu yuvanın çatısı böyle çöktü. Dul kalan anne; çocuklarıyla birlikte, boynu eğik şekilde baba evine dönmek zorunda kalmasaydı! Belki bunlar hiç yaşanmayacaktı… Oysa en büyük çocuk olan eşim, henüz dokuz yaşındaydı.
Dedesi gecenin bir vakti yıkıla yıkıla eve geldiğinde, gözüne gözükmemeleri gerektiğini çabucak öğrenmişti üç kız kardeş. Daha kötüsü, dedesinin eve erken geldiği günlerdi. İşte o zaman çilingir sofrası kurulurdu evde. Anason kokusu odaya yayılırken, sigara dumanının arkasında görünmez olmak için dua ederek sırtlarını duvara dayar, beklerlerdi. Dedesinin gözleri saatler ilerledikçe kızarır, kan çanağına dönerdi. İşte o zaman vaktin geldiğini anlarlardı. “Türk’ün dölleri,” diye mırıldanır, ardından Kürtçe küfürler savururdu. O geceler dayak yemeden yatağa girmek haramdı ve annesinin yapabildiği tek şey ağlamaktı.
Üç yıl sığınabildikleri bu evde; kimsenin olmadığı bir gün kapıyı açtığında dedesini karşısında görünce şaşırmıştı. Dedesi odaya girip kimsenin olmadığını görünce bir durgunlaştı. Sonra neşelendi. “Hadi sofrayı kur!” diye seslendi ona ve gülümsedi. O gün dedesinin kendisine ilk kez gülümsediğini görünce, bir kelebek gibi odanın içinde oradan oraya koşturup isteklerini sevinçle yerine getirmişti. Dedesinin hafifçe mayhoş olduğunu kızaran gözlerinden anlamıştı. Onu yanına çağırdığında, yine dayak yiyeceğinden korksa da korktuğu gibi olmadı. Dedesi ayırdığı bacaklarının arasına aldı onu, önce saçlarını okşadı, sonra kucağına oturttu. Eli önce sırtında, sonra yeni tomurcuklanan göğüslerine doğru ilerlerken…
Kapı gürültüyle açıldı.
O görüntü aklıma geldiğinde bugün bile tenim kaşınıyor. Kanata kanata kaşımak isteği tüm bedenimi ele geçiriyor.
Sonrası sığınma evi…
“Burada kimseye adını sormazlar; ne dilin ne kökün vardır. Bir numara olursun, bir gölge gibi. Ve o gölgeler arasında anlarsın ki, insanı insan yapan ne doğduğu toprak ne de taşıdığı soyadıdır. İnsan, ancak diğerine dokunduğunda, acısını paylaştığında insandır.”
Eşimin uykuya dalmadan önce güçlükle duyabildiğim sözleriydi bunlar. Ve bir daha bu hikâye hakkında hiç konuşmadık.
“Ben bugün çok kırgınım.” diyordu yazar hikayesinde. Ben de çok kırgınım. Eleştirdiği hususu kalemiyle ama masumca kendisi de yaptığı için. Keşke bazı şeyler yaşanmasaydı. Yukarıda ki hikaye maalesef gerçekti ama ben bunu asla kimlikler üzerinden bütünleştirip genele yaymadım; konu bu değil çünkü.
SESSİZLİĞİN ORTAK DİLİ-SÜREYYA GEÇİCİ
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co
“Bazı kelimeler karanlıkta anlam kazanır.”
Yorum Yaz