sv

MAVİYE HASRET-SÜREYYA GEÇİCİ

31 Mayıs 2026 13:48

MAVİYE HASRET

Rengim karaydı. Üzerime mavi beyaz renklerinde piti kare bir örtü serdiler. Babasının kucağında küçücük bir yer kaplıyordu. Annesi onu usulca aldı ve üstüme serdiği örtüye bıraktı. Yumuşak bedenimle onu kucakladım. Gözleri alabildiğine açıldı. Üzerimde gezinen karıncaların yüklerini taşıyışını izledi. Bir uç uç böceği parmak ucuna kondu. “Uç uç böcek, annen sana pabuç getirecek” şarkısını kulağına fısıldadım. Uğur böceği gitmişti. Bir eliyle benden destek alarak doğruldu ve sarsakça ilk adımını attı. Neşeli bir çığlık dudaklarından yükseldi. Annesi kollarını açmış gülümsüyordu; “Yapabilirsin.” Sanırım üçüncü adımıydı, düştü.

Ayaklarını yere hızlı hızlı vurup yerde debelenirken ağlıyordu. Annesi endişeyle kucağına aldı. Üzerindeki tozu toprağı ondan uzaklaştırdı.
Otlar bir yeşerdi, bir sarardı. Bazen beyaz bir örtüyle üstüm kaplandı. Bazen çorak kaldım. Ama hep aynıydım. Oysa o, her gelişinde biraz daha değişiyordu. Tüy gibi hafif adımları ağırlaşmış, üzerimde iz bırakıyordu.
Bir gün yüreğinde başka bir sevinçle geldi. Yanında daha önce görmediğim biri vardı. Mevsim bahardı. Ağaç yaprakları rüzgarla usul usul salınıyor, kuşlar coşkuyla şarkı söylüyordu. Bir hediye vermek istedim.
Rüzgar, yamacımda duran yaban güllerinin kokusunu ona ulaştır.
Kopardığı güllerden birini sevgilisinin kulağının arkasına yerleştirdi. Kadın başını onun omzuna bırakıverdi. Parmak uçlarıyla tuttuğu sevgilisinin çenesini kendine çevirdi. Bir tohum düştü toprağına. Yüreğim sevinçle doldu.
Büyüyün ağaçlar, uzanın gökyüzüne. Tekrar geldiklerinde meyveler verelim.
Yıllar sonra geldi. Toprağına düşen tohum filizlenmişti. Koltuk altlarından kavrayıp kaldırdı, gökyüzüne uzattı. Kahkahalar eşliğinde dönmelerini izledim.
El ele, yan yanaydılar. Yorulduklarında yeşil çimenlerin üzerine boylu boyunca uzandılar. İşaret parmağını yukarı kaldırdı.
Mavi” dedi ve “Sonsuzluk” diye ekledi, gökyüzünü oğluna anlatırken. Heybesinden uçurtmalar çıkardı, gökyüzüne saldı. Gün boyu çimenlerin üzerinde uçurtmanın peşinden koşmalarını izledim. Hayalleri mavilikte saklıydı.
Gökyüzü bulutlarını rüzgarın yardımıyla toplayıp bahar yağmurlarını indiriverdi üstlerine. İşte o zaman bedenimde açılan oyuklarda yağan yağmuru biriktirdim. Eğer baksaydı gökyüzünün mavisini avuçlarımda görecekti. Görmedi.
Niyeydi hasreti gökteki maviye…

Uzun zaman görünmedi ortalıkta. Toprağın betonla örtüldüğü, çiçeklerin plastik kaplarda büyüdüğünü duyduğum bir yerde yaşadığını bulutlar haber vermişti. Pencerelerinde perdeleri hiç açılmıyordu. Öyle söylemişlerdi. Yıllar sonraydı. Yaklaşan ayak sesleri duydum. Gelen o değildi. Ama iki yabancının gördüğü her şeye hayretle bakarak beni adımlamasını sevinçle karşıladım. Ona benziyorlardı.
Ayçiçeklerinin ve gelincik tarlalarının içinden geçerek yürürken yüreklerine yerleşmiş hüzün onlara eşlik ediyordu. Mideleri açlıktan kasıldığında yol üstündeki bahçelerden biber, domates ve salatalık kopardılar. Hemen dağın yamacından akmakta olan sudan avuç avuç su içtiler. Süzdüğüm su berrak ve tatlıydı.
Yaban çilekleri ve böğürtlenlerin tadına baktılar. Yaban çileklerinin ekşiliğiyle önce yüzleri buruştu. Eski zamanlarda burada konaklamış olan çobanın ektiği armut ağacının altında soluklandılar. Hava çok sıcaktı. Armutların olgunlaşmış olanlarından toplayıp sırt çantalarına doldurdular. Ağızlarını şapırdatarak yemelerinden armutların tadını sevdiklerini anladım.
Gün öğleye kavuşmuştu. Dinlenmelerinin iyi olacağını düşünüp sırt üstü uzandılar. Yeşil otların arasında beyaz papatyalar açmıştı. Gövdemde yetişen ağacın boyuna hayranlıkla baktılar. Gökyüzünün mavisini, ağacın dallarını takip edince fark ettiler.
Ne kadar güzeldi mavi.” Babalarının burada gökyüzüne baktığını ve bir zamanlar çocuk olduğunu düşlediler.
Bedenimden kökleriyle söküp çıkardıklarında pembe ve beyaz gülleri, sesimi çıkaramadım. Oysa bekleselerdi, tohum verecektim yazın sonunda.
Birkaç gün önce tanımadığım insanların beyaz taşların arasına hapsettiği parçama doğru yürüdüler. Beyaz mermerin ayak ucunda durdular. Tutsak bırakıldığım yerde, kahverengi bedenimin üstünde yabani dikenler vardı. İki yabancının gözleri gökyüzünden yere inmişti, unutmuşlardı maviyi. Ellerine batan diken miydi sebebi ipil ipil süzülen gözyaşlarının? Açtıkları çukura gülleri yerleştirdiler. Şişelerine doldurdukları taze suyla toprağı suladılar. Seneye baharda onları bin bir çiçekle karşılayacaktım.
Nasıl aldın onu bizden?” diye sordular. İlk defa bana seslenmişlerdi.

Rüzgâr,” dedim, “sesimi götür onlara.”

Duysalardı, şöyle fısıldayacaktım:
Kaldırın başınızı gökyüzüne.
Gökyüzü mavi.
Gökyüzü sizin.

Bu Eseri Paylaş:

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki içerik:

MAVİYE HASRET-SÜREYYA GEÇİCİ

deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co

“Bazı kelimeler karanlıkta anlam kazanır.”