
Can GADİRLİ: Yeni bir Gri Kalemler yazar söyleşisine hoş geldiniz sevgili Gri Kalemler okurları! Ben sunucunuz Can GADİRLİ. Bu söyleşimizdeki konuğumuz daha öncesin de birlikte program yaptığımız Genç Şair dostlarımdan olan Erdoğan TÜRKEL ve kitabı “Mavida” bizlerle. Erdoğan dostum öncelikle hoş geldin, hazırsan ilk sorumla başlıyorum.
Erdoğan TÜRKEL: Tekrardan hoş buldum. Sizinle yeniden söyleşi yapmak benim adıma mutluluk verici. Umarım herkes hoş bulur, hoşnut olur. Başlayalım bakalım
Can GADİRLİ: Günden güne dünya değişirken edebiyat da bu konuda nasibini alıyor. Peki sen 1940 sonrası değişen dünya ve değişen edebiyat kavramları hakkında ne düşünüyorsun?
Erdoğan TÜRKEL: Dünya; modern tanımlara oturdukça, teknoloji ilerleyip konfor alanı genişledikçe ne yazık ki ileri gitmesi gerekirken, geriye gidiyor; edebiyat da maalesef buna paralel olarak gerilemeden nasibini alıyor. Odak noktamı 1940’lardan ziyade, 2000’li yıllar sonrasına çektiğimde şunu görüyorum: Edebiyatın o felsefi derinliği, içsel arayışı ve toplumsal eleştirel gücü, yerini maddi varlık üzerine kurulu bir kurguya bıraktı. Yazmak, bir hakikat arayışından, topluma faydayı amaç etmekten ziyade genel olarak piyasa beklentilerine hitap eden ticarete dönüştü. Para bir amaç haline geldiğinde, yazılan kitapların sahip olması gereken o edebi değer de zayıflıyor. Tabi ki tek sorunumuz bunlar değil. Bunlara ek olarak ise okuma oranlarının düşüklüğü, kitapların yüksek fiyatlı satışları, eğitim, telefon bağımlılığı vs. bunlar Edebiyatın gelişmemesi adına birer faktör niteliğinde. Okumak en önemli konulardan biridir. Bu yönde çalışmalar, programlar, politikalar yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Can GADİRLİ: Kitabınla günümüz toplumu arasında nasıl bir bağ olduğunu düşünüyorsun?
Erdoğan TÜRKEL: Mavida’da biraz daha duygulara dokunmak, herkesin o satırlarda kendi hayatından bir parça bulup, sanki bir sinema filmi izliyormuş gibi hissetmesini istemiştim. Sağ olsunlar, okuyuculardan gelen dönüşler de bunu başardığımızı gösteriyor; herkesin kendine dair bir yer bulabildiğini düşünüyorum orada.
Ama şimdi yolda olan kitabımda meseleyi biraz daha derinleştiriyorum. Artık sadece bireylerin duygularına dokunmak değil, toplumun ruhunu ortaya çıkarabilmek, o bakmaya korktuğu, karanlıkta bıraktığı taraflarını biraz olsun görünür kılmak istiyorum. Edebi aydınlıklar istiyorum, adabını bilerek.
Hepimiz o kadar sıkışmış, o kadar dar döngülerin içine hapsolmuş durumdayız ki, bunu dünyanın geneli için söylüyorum maalesef kendi konfor alanımızda dönüp duruyoruz. Bu özgürlük değil. Ben bu kitabımla istiyorum ki okuyucu, harekete geçsin ve düşünsün. Kendi hayatını, çevresini ve dünya- hayat ilişkisi dedikleri şeyi yeniden sorgulasın istiyorum. Benim kurduğum bağ, aslında bu huzursuzlukta gizli. Huzuru huzursuzluk getirir. Fizikte zıtlıkların birbirini çektiği gibi. Şimdiden hayırlısı olsun
Can GADİRLİ: Yazmaya dair ritüelleriniz veya rutinleriniz var mı?
Erdoğan TÜRKEL: Öyle özel ritüellerim yok, hatta böyle şeylere inanmam. Sanırım bunu bir önceki programda dile getirmiştim. İnsan sürekli değişen bir varlık, olması gereken bu olmalı çünkü gelişimi getiren temel etken değişimdir. Dolayısıyla kendimi belli kalıplara sokup kısıtlamak doğru gelmiyor. Sınavlara çalışmayı rutin saymıyorum bu tür temel şeyleri varsayımın dışında tutuyorum. Bundan dolayı yazmak benim için bir iş ya da şu saatte masaya oturayım diye planladığım bir şey değil. Hayatın koşturmacası içinde zihnime ne düşerse, o an nasıl hissediyorsam, neyi düşünüyorsam ona göre yazıyorum.
Can GADİRLİ: Yazarken zorluk çektiğiniz durumlar nelerdir?
Erdoğan TÜRKEL: “Bu soru bir 4-5 ay önce sorulmuş olsa hayır pek zorlanmıyorum derdim. Ama şu an içinde bulunduğum dönem gerçekten çok yorucu ve yoğun geçiyor; haliyle zihnim pek dolu olduğu için düşündüklerimi kâğıda dökmek kolay olmuyor. Tabii ki bunun geçici bir süreç olduğunu da biliyorum. Bu yorucu dönemi atlattıktan sonra yazıya dökme işinin yine eskisi gibi rahat akacağına eminim. Şimdilik akışına bıraktım.
Can GADİRLİ: Yazarken araştırma yapmak zorunda kaldığınız konular oldu mu?
Erdoğan TÜRKEL: “Tabii ki oldu. Sonuçta ben bir eleştiri yapıyorum; bu eleştiriyi öğrenmeden, araştırmadan yapamam. Eleştiriden öteye geçip çözüm önerileri sunmaya çalışıyorum, bu yüzden konuya hâkim olmam şart. Bahsettiğim konfor alanından çıkıp, gerçeğin konforuna öneri sunmam ancak böyle mümkün. Araştırmayı zaten seven biriyim, o yüzden konuyu iyice öğrendikten sonra doğrusu ve yanlışı ile kendi fikrimi kâğıda döküyorum. Özellikle üstünde çalıştığım ve yakında çıkacak olan kitabım tamamen araştırarak yazdığım eleştirel bir deneme oldu. Şiirleri ise, içimden geldiği gibi yazıyorum, bunu daha önceden de belirtmiştim.”
Can GADİRLİ: Yazarlığa başlamaya sizi iten durum ne oldu?
Erdoğan TÜRKEL: “Yazmak benim için çocukluktan beri süregelen bir alışkanlık. İnsanlara dokunmayı ve topluma fayda sağlamayı hayatın temel amaçlarından biri olarak görüyorum; bu yüzden, yaşanan dönemde insanlık için ne gerekiyorsa bir birey olarak bunu dile getirmeyi kendime bir sorumluluk biliyorum. Akın isminde çok değerli bir arkadaşım vardı, yazdıklarını kitap haline getir diye bana birkaç kez fikir vermişti. Zaten aklımda böyle bir düşünce vardı, bu sayede yola koyulmuş oldum. Umarım daha nicelerini görür, geleceğe ışık tutarız.”
Can GADİRLİ: Bu kitapla birlikte okuyucularınıza aktarmak istediğiniz özel bir duygu veya düşünce var mı?
Erdoğan TÜRKEL: Özellikle şunu belirtmeliyim ki, rekabet üzerine kurulu bu dünyayı artık bu kadar yoğun rekabetten kurtarmamız gerekiyor. Bizler birbirinin rakibi değil, aksine birlik olarak ayakta kalmayı başaracak bir toplumuz. Savaş sadece silahlarla olan bir kavram değildir, bu nedenle savaşın her türlüsüne karşı durmalıyız. Dünya olarak sevgiye açız ve bu açlığı kendi tercihlerimizle biz oluşturuyoruz; üstelik genel olarak bunun farkında bile değiliz. Dünyanın neresinde olursa olsun, eğer öldürülen ve bu durumdan en çok etkilenenler çocuklarsa, orada insana dair hiçbir belirti kalmamış demektir. Mertebesi en yüksek değer insana ve insanlığa ait olandır.
Değe demişken, toplumlar ancak değerleri yok edilince asimile olurlar. Değerlerine sahip çıkmayanlar, tarih boyunca geri dönülmez zararlar görmüştür. Bu yüzden uyanmak zorundayız; aksi takdirde hiç uyanmamak üzere uyuyacağız. Bu uyanışa en büyük etken okumaktır. Okumalıyız, okumaktan kastım diploma sahibi olmak değildir. Okumak; bilgi birikimi sahibi olmak ve gerçek ile yanlışı ayırt edebilmektir. Sevelim sevilelim, birbirilerimizin fikir düşüncelerine saygı duyalım. Ortak bir tepsi de hepimiz doyalım. Nerede bir savaş varsa oraya mutlaka barış bayrakları dikelim. Diliyorum ki yarın güneş tüm insanlığa eşit doğsun ve herkese aynı ışığı versin. Yağmur bütün topraklara adil yağsın. Gökyüzü hak bilene mavi baksın.
Bu röportajı yapmaktan mutluluk duyduğum belirterek, herkese teşekkür ederim.
Can GADİRLİ: Sevelim sevilelim bu dünya kimseye kalmaz, diyerek kapanış konuşmana bir ek de ben yapmak istiyorum müsaadenle.
Evet değerli Gri Kalem okuyucuları, bir yazar söyleşisinin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Söyleşi konuğumuz Erdoğan TÜRKEL’di. Er meydanı satırlar arası olan iki cengaver olarak bire doyamayınca ikiyi yapalım dedik. Umarız ki sizleri sıkmadan hoş bir söyleşi sunabilmişizdir. Ben sunucunuz ve genç yazarınız Can GADİRLİ bir sonraki yazar söyleşisinde görüşene kadar edebiyatla kalın esen kalın efendim!
Can GADİRLİ’nin Sunumuyla Yazar Söyleşisi: Erdoğan TÜRKEL
Yorum Yaz