
1📌 Buket Gökçek kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Akademik altyapısını edebiyatla harmanlamayı seven bir yazarım. 2015 yılında sosyoloji lisans eğitimimi tamamladıktan sonra, 2016’da Marmara Üniversitesi’nde aile danışmanlığı eğitimi aldım. 2025 yılında ise Samsun Üniversitesi Sosyoloji yüksek lisans programını bitirdim. Akademik yolculuğum boyunca her zaman insan davranışı, toplumsal yapı, aidiyet ve çatışma kavramları üzerine yoğunlaştım.
Çocukluğum ve gençliğim Edirne’de geçti; sınırların, geçişlerin ve kültürel katmanların iç içe geçtiği bu coğrafyada edindiğim deneyimler, bugün anlatılarımın temel taşlarını oluşturuyor.
Benim için fantastik edebiyat, hakikati başka bir dille anlatmanın en güçlü yolu. Kurduğum dünyalarda kehanetler kolay bir kurtuluş vaat etmez; miraslar yük taşır, güç ise her zaman bir bedel ister. Nitekim Asakar’ın Beş Krallığı serisinde de temel amacım, okuru yalnızca kurgusal bir evrene değil, insanın o en derin içsel çatışmalarına davet etmekti. Yazmayı hiçbir zaman sadece bir başarı hedefi olarak görmedim; benim için yazmak, bu dünyaya kalıcı bir iz bırakma sorumluluğudur.
2📌Yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar ya da dönüm noktaları nelerdi?
Yazarlık benim için aniden gerçekleşen tek bir olaydan ziyade, zamanla olgunlaşan bir farkındalık süreciydi. İnsan bilimlerine olan merakım bana dünyayı ve insanı tek bir açıdan değil, her zaman sınırların ötesini merak ederek izlemeyi öğretti; insan davranışlarını, aidiyet arayışını, toplumsal çatışmaları ve bireyin iç dünyasındaki karmaşayı akademik bir gözle inceleme fırsatı buldum.
Bir noktada fark ettim ki; teorik olarak analiz ettiğim bu insani hakikatleri, toplumsal rolleri ve çatışmaları anlatmanın en özgür, en sınırsız yolu edebiyattı. Kuramsal bilginin ötesine geçip insana dair o derin soruları kurgusal bir dünyada sormak istediğimi anladığım an, yazarlığa tam anlamıyla yöneldiğim kırılma noktası oldu.
3📌Bu ilk eseriniz. Peki sonraki üretimler için planınız nedir?
Asakar’ın Beş Krallığı, geniş bir evrene ve derin kurgusal katmanlara sahip bir seri projesi olarak doğdu. Dolayısıyla öncelikli planım, okuru bu serinin devam kitaplarıyla buluşturmak ve kaleme aldığım bu evrenin sınırlarını genişletmek. Okurların her yeni kitapta karakterlerin dönüşümüne, güç dengelerinin değişimine ve arka plandaki insani/toplumsal çatışmaların derinleşmesine tanık olmasını hedefliyorum.
Bunun yanı sıra, sosyolojik ve psikolojik altyapımı farklı kurgularla da harmanlamayı sürdüreceğim. Fantastik edebiyatın sunduğu o sınırsız sembolik dili kullanarak insanın aidiyet, varoluşsal sorunlar, güç ve bedel kavramlarıyla olan imtihanını anlatmaya devam etmek şu anki üretim planım.
4📌Karakterlerinizi yaratırken insan doğasının hangi karanlık ya da aydınlık yönlerinden beslendiniz?
Yanıt: Karakterlerimi inşa ederken tek boyutlu “iyi” ya da “kötü” figürler yaratmaktan her zaman kaçındım. Terapist kimliğim ve aile danışmanlığı arka planım bana gösterdi ki; insan doğası siyah ya da beyazdan ibaret değil, gri tonların hakim olduğu karmaşık bir yapıya sahip. Karakterlerimin motivasyonlarını kurgularken, felsefede ve psikolojide sıkça karşılaştığımız varoluşsal kaygılardan, aidiyet arayışından ve insanın güçle imtihanından beslendim.
İnsan doğasının “karanlık” tarafı olarak adlandırdığımız hırs, güç arzusu, bastırılmış travmalar ve güç eline geçtiğinde ortaya çıkan yabancılaşma; kurgumun en temel yakıtı oldu. Ancak bu karanlığın tam karşısına, insanın feda edebilme gücünü, sorumluluk bilincini ve her şeye rağmen bağ kurma arayışını—yani aydınlık tarafını—yerleştirdim.
Hiçbir karakterim tamamen lekesiz bir kahraman veya tamamen nedensiz bir kötü değil. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi; en aydınlık karakterin içinde bir parça gölge, en karanlık karakterin içinde ise mantıklı bir yaralanmışlık var. Benim amacım okura bir idol sunmak değil, insanın kendi içindeki o kadim çatışmayı karakterler üzerinden aynalamaktı.
5📌Zihninizdeki soyut kavramların, çatışmaların ve kurduğunuz dünyanın somut bir kitaba dönüşüp elinizde durması sizde nasıl bir varoluşsal his yarattı?
Zihninizin içinde yankılanan seslerin, karakterlerin içsel çatışmalarının ve kurguladığınız o geniş evrenin mürekkebe, kâğıda ve nihayetinde nesnel bir kitaba dönüştüğünü görmek tarif edilemez bir duygu. Bir yazar için bu, yalnızca bir ürün elde etmek değil; görünmeyeni görünür kılmak, soyut bir düşünceye somut bir beden kazandırmak gibi.
Kitabı ilk kez elime aldığımda hissettiğim şey derin bir tanıklık ve sorumluluk duygusuydu. Aylar boyunca sadece benim iç dünyamda yaşayan bir evrenin artık benden bağımsızlaştığını, okurun zihnine misafir olmaya hazır hale geldiğini görmek hem hafifletici hem de büyüleyiciydi. Kendinizden bir parçanın zamana atılmış kalıcı bir imzaya dönüştüğünü bilmek; yazmanın bana hissettirdiği en güçlü özgürlük ve bütünleşme anıydı.
6📌Yazarken sizi motive eden, sizi akışta tutan şey nedir?
Beni yazarken akışta tutan en büyük motivasyon, kesintisiz bir keşif arzusu ve hakikatin izini sürme heyecanı. Klavye başına geçtiğimde kurguladığım dünyanın içine daldıkça zamanın ve mekânın sınırları siliniyor. Karakterlerin zihnimde birer canlı gibi nefes almaya başlaması, onların kararlarıyla kurgunun kendi yolunu çizmesi beni adeta büyülüyor.
Sayfalar ilerledikçe, kelimelerin aracılığıyla insanın en saklı duygularına temas ettiğimi bilmek bana müthiş bir yaratım enerjisi veriyor. Bu süreçte yazdıklarımın bana hissettirdiği o yoğun özgürlük ve hafifleme hissi; o an dünyadaki en doğru yerde olduğumu müjdeliyor. İşte bu “tam orada olma” hissi ve zihnimdeki soyut dünyayı somut kelimelerle inşa etme tutkusu benim en büyük yakıtım.
7📌Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Sosyal medyada karşılaştığımız o “Sabah 05.00’te kalkarım, yogamı yapıp organik avokadolu kahvaltımın ardından ilham perilerimle masa başına geçerim” tadındaki kusursuz rutinlerden biraz uzağım açıkçası. (Gülüyor) Benim üretim sürecim çok daha insani ve Türkiye şartlarına uygun bir tonda ilerliyor.
Çoğu zaman güne hafif bir beyin sisi, “Yine hangi vitamini eksik içtim acaba?” sorgulaması ve bir türlü düzene girmeyen uyku problemleriyle başlıyorum. Unutkanlık ve enerji düşüklüğüyle savaşırken masa başına geçebilmek zaten başlı başına bir zafer! Yazma sürecinde beni en çok zorlayan şey de kurgunun kendisi değil, bu gündelik fiziksel ve zihinsel yorgunlukları aşıp o odaklanma anını yakalamaktı. İlhamın gelmesini beklemek yerine, o sisi aralayıp disiplinle klavyenin başına oturmaya çalışıyorum. Kısacası benim rutinim; bolca kahve, biraz unutkanlıkla mücadele ve masa başında yakalanan o büyülü anların peşinden gitmekten ibaret.
8📌Günümüz Türkiye’sinde ilk kitabını yayımlatmak isteyen bir yazar adayı için süreç oldukça çetin geçebiliyor. Yayıncılık dünyasının mevcut koşulları ve bağımsız bir yazar olarak var olma mücadelesi hakkında neler söylemek istersiniz?
Yanıt: Türkiye’de edebiyat üretmek kadar, o üretimi okurla buluşturacak kanalları bulmak da ciddi bir sabır ve direnç gerektiriyor. Ekonomik konjonktürün yayıncılık sektörüne getirdiği kâğıt ve matbaa maliyetleri, yayınevlerinin risk alma iştahını doğal olarak azaltıyor. Bu durum özellikle ilk eserini sunacak yeni yazarlar için kapıların biraz daha zor aralanmasına neden oluyor.
Bir yazar adayı olarak dosyanızı teslim ettiğinizde sadece edebi niteliğinizle değil, sektörün acımasız görünürlük ve piyasa dinamikleriyle de yüzleşiyorsunuz. Ancak ben bu sürecin nitelikli dosyalar için imkânsız olmadığını, doğru zaman ve doğru yayın politikasıyla buluştuğunda emeğin karşılık bulduğunu düşünüyorum. Yeni yazarlara tavsiyem; reddedilmeleri veya uzun süren sessizlikleri kişisel algılamayıp piyasanın bu yapısını rasyonel kabul etmeleri ve eserlerine olan inançlarını kaybetmeden doğru kapıları çalmaya devam etmeleridir.
9📌Asakar’ın Beş Krallığı fantastik bir kurgunun ötesinde derin felsefi Katmanlara sahip. Kitabınızın arka planındaki felsefi yapıdan ve okurda bırakmak istediğiniz ana sorgulamadan bahseder misiniz?
Yanıt: Aslında Asakar’ın Beş Krallığı, fantastik bir dünyanın pelerinini giymiş felsefi ve psikolojik bir arayış metni. Büyülerin, krallıkların ve savaşların ötesinde, tamamen insanın kendi psişesine yaptığı bir iç yolculuk var.
Örneğin hikâyedeki “Efendi” karakteri veya karşı karşıya kalınan kötülükler, dışarıda bir yerlerde var olan somut düşmanlardan ibaret değil. Efendi, bir bakıma insanın kendi içindeki o karanlık “gölge”; yüzleşmekten kaçındığı bastırılmış duyguların, korkuların ve arzuların bir temsili. Ben kurguda insan doğasının tam da bu kaçınılan yüzüyle hesaplaşmasını anlatmak istedim.
Bu yüzden kitabın son sayfasını kapatan bir okurun, fantastik bir macera okuyup bitirmiş olmaktan ziyade; kendi içindeki gölgelerle, kaçındığı duygularla ve güçle olan imtihanıyla yüzleşmesini umuyorum. Okurun dışarıdaki antagonistlerle değil, kendi içsel çatışmalarıyla baş başa kaldığı ve “Benim yüzleşmekten kaçındığım gölgem hangisi?” sorusunu sorduğu an, kitabın felsefi amacına ulaştığı andır
10📌Yazma yolculuğunun başında olan yazar adaylarına bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, bu mektubun ilk cümlesi ne olurdu?
Mektuba muhtemelen şu cümleyle başlardım:
“Zihninin karanlık ve belirsiz kıvrımlarından korkma; çünkü en özgün hikâyeler, henüz başkalarının ayak basmadığı o içsel patikalarda saklıdır.”
Yazmak, kişinin önce kendi zihinsel engelleriyle ve mükemmelliyetçilik tuzağıyla yüzleştiği sabır isteyen bir yolculuk. Yeni başlayacak herkese; kusursuz yazma baskısını bir kenara bırakıp, sadece yazma eyleminin kendisine ve kendi özgün seslerine güvenmelerini tavsiye ederim.
YAZAR SÖYLEŞİSİ-BUKET GÖKCEK
Yorum Yaz