
Sanane.
Sanane benim içimdeki fırtınalardan, gözlerimin arkasında biriken karanlık bulutlardan. Sanane, sabah uyandığımda yastığıma düşen o sessiz gözyaşlarımdan. Bir bardak çayın buğusunda kaybolup giden düşlerimden sana ne? Gecenin en kuytu saatlerinde, şehrin uğultusu dindiğinde, kalbimin çarptığı o ritimsiz, o hüzünlü tempodan sana ne?
Bu şehir, herkesi bir yerlere yetişmek için koşturan, soluksuz bırakan bir dev. Ben ise onun tam kalbinde, camdan bir fanusun içinde gibiyim. Gürültüyü duyuyorum ama sesleri işitemiyorum. İnsanları görüyorum ama yüzlerini seçemiyorum. İçimdeki ses, “Sanane onlardan,” diye fısıldıyor. “Sen kendi savaşını ver.”
Duvarlar, yavaş yavaş üzerime doğru ilerliyor. Tavan, alçalıp nefesimi kesiyor. Pencereden dışarı baktığımda, karşı apartmanın pencerelerindeki ışıklar birer birer sönüyor. Her sönen ışık, uzaklaşan bir hayat, temas edemediğim bir sıcaklık. Ve yine o ses: “Sanane onların sıcaklığından. Sen kendi soğukluğunla baş başasın.”
Aklıma düşen bir anı, bir çocukluk yazı. Koşarak çıktığım o yokuş, tepesinde beni bekleyen limonata kokulu gölgeler. O zamanlar kaçış, bir yere varmak içindi. Şimdiki kaçışlarım ise sadece kendimden. Ve kendinden kaçan bir insan, nereye sığınabilir ki? Cevabı biliyorum: Hiçbir yere. Sadece dönüp dolaşıp aynı noktaya, kendi karmaşasına geri geliyor.
Ellerim titriyor bazen sebepsiz yere. Belki de taşıdıkları yükten. Kimi zaman sevdiğim birinin omzuna değen dokunuş, kimi zaman itip attığım bir kapı olmuş bu eller. Şimdi ise boşlukta, havada asılı, ne tutabildikleri ne de bırakabildikleri için çırpınıyorlar. Sanane benim ellerimden, onların dilinden.
Bir tren sesi duyuluyor uzaktan. Gidiyor. Hep bir tren sesi ve giden bir şeyler vardır hayatımızda. Bazen bir insan, bazen bir umut, bazen de sadece zamanın kendisi. Ben ise hep peronda kalan, el sallayan, arkasından bakakalan… İstasyonlar soğuk yerlerdir, rüzgarı insanın yüzünü acıtır. “Sanane,” diyor içimdeki ses, “o giden trenin nereye gittiğinden. Sen buradasın. Her zaman olduğun gibi, buradasın.”
Belki de en büyük yük, sorulmamış soruların ağırlığı. “Nasılsın?” diye sormazlar, “İyi misin?” diye sormazlar. Hep “Ne yapıyorsun?” diye sorarlar. Sanki yapmak, olmaktan daha kıymetliymiş gibi. Ben ise sadece “olmak” istiyorum. Var olmanın saf, katıksız, yargılanmaz halini yaşamak. Ama sanane benden, benim olma savaşımdan.
Gece iyice çöktü. Artık sadece kendi nefesimin sesi var. Bu sessizlik içimi kemiriyor ama aynı zamanda bir sığınak. Dışarıdaki her şeyden, herkesden uzak. Sadece ben ve benimle yüzleşmem. Korkutucu, ama bir o kadar da gerçek.
Belki yarın, güneş yeniden doğduğunda, bu duvarlar biraz olsun geri çekilecek. Belki o zaman, “Sanane” duvarını aşıp, “İşte ben, buyum,” diyebileceğim birine rastlarım. Ya da raslamam. Önemli değil.
Çünkü son sözü yine o söylüyor, her zamanki gibi, alaycı ve koruyucu bir tonla:
Sanane.
SANANE – ÖMRÜNÜ YİTİRMİŞ HARFLER
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co
Geleceği oluşturacak her yeni günün bir öncekinden daha güzel, arzularına uygun ve seni mutlu edecek şekilde olmasını dilerim. 2026 sana uğur getirsin!
Yorum Yaz