
SOKRATES NE DEMİŞ
Bir sabah kalktın mı hiç sorgulamaya,
Düşüncelerini kazmaya kazmaya?
Sokrates ne demiş Atina’da,
Dile gelmiş hakikat söz söylemede.
“Kendini bil!” dedi, ilk buyruk budur,
Bilgelik susayan, arayan sudur.
Delphoi’den seslenir tanrının çağrısı,
İnsan, o küçük evrenin haritası.
Sordular: “En bilge sen misin?” diye,
Düşündü taşındı bu ağır yüke.
“Bildiğim bir şey var, hiç bilmediğim,
O yüzden bilgeyim, boş söz etmediğim.”
Çarşı pazar dolaşır genç, yaşlı ile,
Sorardı “Adalet nedir?” diyerek bile,
Yanıt veren herkes bocalardı sonra,
Çürütürdü sözü incecik bir donda.
“Doğurtmak” derdi fikri, ebesiydi aklın,
Karanlık rahminden çıkardı hakikın.
Sorgusuz sualsiz, kabul etmek olmaz,
En kutsal kitabı bile yokla, usun azar.
“Kötülük bilgisizlikten doğar,” dedi,
İyiyi bilen mi kötülük eder ki?
Ruhun gözü körse eğer gerçeğe,
Nasıl görsün yolunu karanlık gecede?
Gençler etrafında bir güneş oldu,
Hepsi de hakikate bir adım yolludu.
Platon, Ksenofon da onun ışığıyla,
Yaktılar meşaleyi çağlar boyunca.
Ama kıskandı gücü, rahatsız etti gücü,
Yerleşik düzeni, kutsal bildiğin öcü.
“Gençleri baştan çıkarıyor, tanrıları inkar,”
Diyerek mahkum ettiler o aydınlık baharı.
Mahkeme huzurunda dimdik durdu,
Sözlerinden dönmek mi? Asla vazgeçmedi.
“Ölmem emredilse, fikrimden dönmem,”
Dedi, “Köpek gibi yaşamaktansa ölmem.”
“Atina, sen bana kıyarak zarar verirsin,”
Dedi, “Gerçeğin sesini susturursun.
Ama bil ki ölmemle kaybolmaz sözüm,
Daha gür çıkacak dünyanın her yüzü.”
Hücresinde bekler baldıran zehrini,
Yoldaşları ağlar, o sakin, yerinde.
Ayağa kalktı mı son bir kez söze,
“Ölüm bir uyku mu, yoksa yeni bir güne?”
“Kimse bilmez ama korkulacak ne var?”
Bildiği yoldan şaşmayan bir yiğit var.
“Ruh ölümsüzdür,” der, “beden bir kafes,”
Kırılıp uçacak en sonunda herkes.
Bardağı aldı mı eline sakin,
İçti o acı şerbeti bir yudumda.
Soğuk yayılırken her yanına,
Yürüdü ölüme, bir kahramana.
Son sözü ne mi oldu? Kulak ver söyleyim,
“Asklepios’a bir horoz borçluyum, unutmayın.”
Belki de ölümü bir şifa saydı,
Bu dünyanın derdinden bir kurtuluş adı.
Öldü gitti bedeni, toprağa karıştı,
Ama fikri yaşar, hiç sönmedi ışığı.
Her soruşturanın, her kuşkucunun,
İlk hocasıdır o, ta içindeki sesin.
“Sorgulanmamış hayat, yaşanmaya değmez,”
İşte gerçek miras, işte altın bir cevher.
Körü körüne inanma, düşün, ara, bul,
Sokrates’in sesidir senin vicdanın ol.
Diyalektik akar bir ırmak gibi,
Tez, antitez, sentez, bilginin kapısı.
Çelişki korkutmaz, aksine geliştirir,
Zihnin perdesini aralayıp gerçeği getirir.
Demokritos madde der, o ruhu savunur,
Gösterişli sofistin sözüne kanılmaz.
Öz, biçimden üstün, erdem paradan,
İnsanın içindedir asıl hazine ve ferman.
“Kendime hâkimim,” derdi nefse karşı,
Hazzın esiri olma, tut dizginleri.
İradenle yücel, özgür ol kölelikten,
Ruhunu yücelt ki değsin ölümsüzlüğe.
Yazmadı hiçbir şey, kalem tutmadı eli,
Ama düşüncenin temelidir o eli.
Sözlü geleneğin en büyük savaşçısı,
Felsefe taşır onun ruhunun pası.
Ironia yapar, “Bilmiyorum” der hep,
Karşısındakini çıkmaza sürükleyerek.
O çıkmazda doğar aydınlık, bilgi,
Alçakgönüllülükle eğilir her bilgi.
Evrensel ahlakı arardı tüm insanda,
Göreceli değil, değişmeyen yasanda.
İyi, güzel, doğru nedir? Sorardı hep,
Peşinde koşardı o ebedi cevabın.
Bir askerdi, yürekli ve de onurlu,
Savaş meydanında da dimdikti boynu.
Aklın savaşını verdi sonra ömrünce,
Şehit düştü hakikat uğruna nihayetinde.
Sokrates’çi okullar kuruldu ardından,
Kinikler, Stoacılar ondan aldı hızı.
Roma’ya, İskenderiye’ye yayıldı sözü,
Düşünce dünyasının temelidir özü.
Hıristiyanlık bile onu sever, sayar,
İlk ışığı görür onda tanrısal ayar.
“Bilgisizlik günahtır,” der Aziz Augustinus,
Sokrates’in izidir sürdüğü o kutlu yolu.
Rönesans uyandı onunla birlikte,
Soru sormak özgürleştirir insanı elbet.
Aydınlanma çağı onun meşalesiyle,
Karanlığı deldi aklın güneşiyle.
“Düşünüyorum, öyleyse varım,” Descartes’ta,
Sokrates’in izi, o şüphenin arta.
Doğmatizmi yıkar her bir soru işareti,
Açar ufku insanın en son hakikate.
Kant, “Aklını kullanma cesaretini göster!”
Dediğinde, aynı ses yankılanır evrende.
Sokrates’tir o, tereddüt etmeden giden,
İnsan onurunun en yüce bayrağını tutan.
Nietzsche belki çatar onun usculuğuna,
Ama o Dionysos’çu coşkunun kaynağında,
Yine de Sokrates vardır, bir düşünür,
Batı’nın kaderini çizen en keskin iz.
Günümüzde hâlâ geçerli değil mi?
Sorgulamayan insan, sürüden farksız.
Medya, politika, din, her ne derse inanma,
“Kendini bil!” diye fısıldar o ihtiyar adam.
Sana ne öğretti? Hiçbir şey, belki her şeyi,
Sadece sordu, yürüttü aklın tarlasını.
Cevaplar değil, sorular asıl kıymetli,
Zihnin kapılarını aralayan emekti.
Bir heykel gibi dikilir zamanın ortasında,
Ellerinde zehir kâsesi, gözlerinde sır.
Güler yüzlü, alçakgönüllü, çelikten irade,
Ölümle dans ederken bile dimdik adanmış.
Ey Atina, sen unuttun onu, taşladın,
Ama o, senin en büyük iftiharın oldu.
Dünya, “Atina” deyince onu hatırlar,
Adaletsizliğe kurban giden bilgeyi anar.
Diyalog sanatıdır ondan kalan miras,
Düşmanı değil, fikri çürütmektir niyet.
Sevgiyle yaklaşmak, saygıyla dinlemek,
Olmazsa olmazıdır gerçek bilgeliğin.
Erdem öğretilemez miydi onca sözde?
Belki de içimizde uyuyandı o tohum.
Sadece uyandırmak gerekirdi ebe gibi,
Kendi doğrumuzu kendimiz bulmalıydık.
“Korkma!” der, “Bilmediğinden değil,
Bildiğini sanıp, aslında bilmemen.”
Cehaletinin farkında olan kurtulur,
Körü körüne inanan, asıl kaybeden.
Bir meydan okumadır onun varlığı,
Rahatımızı, uykumuzu kaçıran.
Rahat yastıklara baş koyma, kalk,
Düşün, eleştir, kendin ol, özgürleş!
Çağlar geçse de solmaz bu çiçek,
Her baharda açar taze bir filiz.
İnsan olduğunu unutan her çağda,
“Sokrates ne demiş?” diye sorar içinden.
Belki de bir masaldı, belki gerçek,
Fazla mı yüceltildi, yoksa haksız mı?
Önemli değil, çünkü o bir simgedir,
Aklın ve vicdanın ebedi sembolü.
Şiirle anlatılmaz belki onun felsefesi,
Ama sezdirir belki bir parça heyecanı.
O, yaşayan bir eylemdi, kuru söz değil,
Hayatını feda etti inandığı dava için.
Düşünürken sen de bir gün kendini,
“Bu doğru mu, yanlış mı?” diye sorduğunda,
İşte o an, o anda yanı başındadır,
Sessizce dinler, gülümser, sorar: “Peki, neden?”
Ölüm bile yenemedi onu, biliyor musun?
Ölümsüz kıldı çünkü fikirlerini.
Bedeni toprak, ruhu ise düşünce oldu,
Her düşünen beyinde yeniden doğdu.
Ey okur, bu kırk üç kıtada anlatılan,
Bir ömre sığmayan destanın kısa hülâsası.
Özetle: “Kendini bil, sorgula, uslan,
Erdemli yaşa, hakikati sev, korkma ölümden.”
Ve unutma ki o, bir insandı senin gibi,
Etten kemikten, yanılan, seven, düşünen.
Onu ulaşılmaz kılma, bir rehber bil,
İçindeki o sesi yükselt, susturma sen.
Şimdi kapat gözlerini, sor kendine:
“Ben ne biliyorum, neyi araştırmalıyım?”
Sokrates ne demiş? İşte cevap burada,
Yaşamının anlamını kendi elinle kurmalısın.
SOKRATES NE DEMİŞ? – ÖMRÜNÜ YİTİRMİŞ HARFLER
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co
Geleceği oluşturacak her yeni günün bir öncekinden daha güzel, arzularına uygun ve seni mutlu edecek şekilde olmasını dilerim. 2026 sana uğur getirsin!
Yorum Yaz