
✨️Doğmadan Batan Güneşler..
İnsan nereye giderse gitsin, zihnindeki fikirleri de beraberinde götürüyor. Kiminle sohbet etse düşünceler hep o fikirler doğrultusunda yönleniyor. Gülmek, eğlenmek bir yere kadar. Yüreğimizin çeperini saran duygular, her an bir mengene gibi tekrar tekrar sıkıştırmaya hazır bekliyor bizleri. Evrensel sevginin, herkesin iyi ve mutlu olması özlemi ile harmanlandığı duygular bunlar. Bir de bunları yerine getirecek konum ve imkanlarda olanların vurdumduymazlığı eklenince, o zaman, o mengene başlıyor yüreğinizi sıkıştırmaya..
Biliyorum, anlaşılması zor, uzun bir giriş oldu. Anlatayım;
Geçenlerde, birkaç gün süren bir geziye gitmişik, Gökçeada’ya..
Öncelikle belirteyim ki, gerçekten görmeye değer, harika bir tabiat güzelliğinin yanısıra, gezi, deniz, yemek ve eğlence gibi tüm faaliyetler için birbirinden güzel seçenekleri olan bir adamız.. Yazın boğucu sıcağında tam da nefes alınacak bir imkan ada havası ayrıca..
Sadece gezmeye gidenlerin değil, çalışmak isteyen gençlerin de tercih yeri olmuş bir anlamda. Şöyle ki; restoranlarda, henüz çocuk yaşta sayılabilecek çok genç garsonların çalıştığını gözlemledik. Çoğu, ülkemizin muhtelif şehirlerinden, okul tatillerini çalışıp para kazanarak değerlendirmek üzere gelen öğrenciler..
Bu güzelim gençlerden birisiyle sohbet ettik blr ara, sorularımızla biraz da özeline inerek.. Biz sordukça, o sohbete susamışçasına anlatıyor, o anlattıkça, o ve onun gibi milyonlarca gencin, hayatlarının baharında yüzyüze geldikleri zorluklar benim yüreğimde fırtınalar koparıyor. Fakat onun daha yolun başında olmasının verdiği iyimserlikle aydınlanan o temiz, masum ve güzel yüzü bu fırtınayı bir ölçüde dindiriyor, hayatınının zorluklarına rağmen gülümseyen gözleri de insanın içini ısıtan bir güneş oluyor adeta..
Henüz 17 yaşındaymış bu güzel çocuğumuz. Van’dan gelmiş çalışmak için. Kazandığı asgari ücretten ailesine de para gönderiyormuş. Çoğunun da beşik kertmesi varmış oralarda. Çok yüksekmiş başlık parası, kimisi de bu başlık parasını biriktirebilmek adına çalışıyormuş.
“Senin de var mı beşik kertmen?” dedik, “olmaz mı..” dedi. “Sen de biriktiriyor musun onun için?” dedik. “Biriktiremiyorum” dedi. Dedim ya, ailesine yardım ediyormuş.
“Peki kızı başkasına verirlerse” dedik, “Ne yapayım, versinler” dedi.. Hayata en başından 1-0 yenik başlama, kaderini kabullenme hali. Çaresizliğe razı olma durumu. Halbuki böyle mi olmalıydı diye düşünüyorum. Onlara güzel imkanlar sunmak, umutla bakacakları bir gelecek hazırlamak, seçilmişleri ve seçenleri ile, ülkeyi yöneteceğim diye yola çıkanları ile, bu toplumun görevi değil miydi?
Daha 20 yaşın altında, hem okuyarak, hem çalışarak, çoğu zaman uzak şehirlerde, ailesine ve sevdiklerine hasret, büyük bir hayat mücadelesi içine giren, bazılarının da geleceğini daha uzak diyarlarda arayarak yurt dışına gitmek durumunda kaldığı, ülkemizin güzel evlatları, yavrularımız.. İşte beni üzen, yüreğimi daraltan, düşüncesi kalbimi mengene gibi sıkıştıran düşünceler..
Gençlerimizin yaşam azmi ellerinden, yüreklerinden gidiyorsa, herkes kendini sorgulamalı. Yaptıklarından, yapmadıklarindan, düşündüklerinden, düşünmediklerinden, kararlarından, kararsızlıklarından.. Çünkü hepimiz bu sistemin birer parçasıyız. Sistemi meydana getiren çemberin çapı daraldıkça, o çember hepimizi sıkıştırmaya başlar. Ne yazıktır ki, “doğmadan batan güneşlerimize, henüz yaşamlarının baharında oldukları halde, çeşitli sebeplerle hayatlarını kaybeden yenileri de ekleniyor gün be gün..
Böylesine büyük, güçlü ve bereketli bir ülkeye sahip olduğumuz halde neden yetemiyoruz çocuklarımıza diye üzülüyorum. Neden onların ufkunu karartıyor, geleceğe açılan yollarına olmadık taşları döşüyoruz? Neden geleceklerinden emin değiller? Neden daima bitmek tükenmek bilmeyen blr mücadele içine girmek zorundalar? Neden gençliklerini hakkıyla yaşayamıyorlar? Neden mutlu değiller, neden güzel ve rahat hayat şartlarına kavuşamıyorlar?.. Neden.. neden..??
İşte bu sohbetten sonra, aslında cevabını bildiğim sorular isyanlar halinde tepinmeye başladı beynimde. Tüm ebeveynlerin, bütün bunları kendilerine sormaları gerekiyor. “Ayağına taş değmesin yavrularımızın” deriz de, o taşları temizleyecek olanlara görevlerini hatırlatmayıp, blr de yollarına gül dökeriz değil mi? İşte bütün sorun burada..
Halbuki; “Bizler, karanlık gecelerde çocuklar korkup üşümesin diye yüreğimizden kopardığımız bir tutam sevgiyi yıldız yapıp karanlığa asardık. Gökyüzüne merdiven dayayıp ay dedenin ışıklarını çalardık. Koynumuza sakladığımız yıldızları çocukların rüyasına atar, yüzlerine tebessüm birakırdık. Bir kuşun kanadına tutunup düşlerimize uçardık. Biraz yaramaz, haşarı, haksızlıklara hayır diyen yüreği çocuk, düşleri kocaman, umutları mavi, yaramaz çocuklardık.” Semihat Karadağlının dediği gibi.
O büyük insan, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün de;
“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve istikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.” dediği bu güzelim ülkemizde, her biri doğan birer güneş olarak ufkumuzu aydınlatacak yavrularımızı, el birliği ile, doğmadan batan güneşlere dönüştürüyoruz. Onlara bırakacağımız karanlıklar dünyasında hiçbirisi hakkını helal etmeyecek bizlere.. Haberimiz ola..
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız herşeye rağmen kutlu olsun. 🇹🇷 (✍️ İlknur)
✨️Doğmadan Batan Güneşler..-İLKNUR ARAL GÜLEMEK
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co
“Bazı kelimeler karanlıkta anlam kazanır.”
Yorum Yaz