
Çakır ve Çetesi
Çakır’ın hikâyesi, bir mahalle köpeğinin ötesinde; bir bağın, bir sürünün ve insanla hayvan arasındaki görünmez anlaşmanın hikâyesiydi.
Mahalleye ilk geldiğinde yalnızdı. Atılmış, yorgun ama hâlâ insanlara tamamen kapanmamış bir bakışı vardı. O bakış, zamanla onun kaderini de belirledi. Bir gün geldi, mahallede yalnız kalmadı. Kendi etrafında bir düzen kurdu; önce birkaç köpek, sonra ona güvenenler, sonra onun etrafında şekillenen bir yaşam…
Çakır lider oldu ama sert bir lider değil; daha çok toparlayan, bir arada tutan bir varlıktı. Yanında yaşlı olan vardı; sessiz, çok konuşmayan ama orada oluşuyla bile grubun dengesini koruyan. Sarı, sınırları bilen, dikkatli bir karakterdi. Kankası, Çakır’ın en yakınında duran, onunla adeta gölge gibi yürüyen dostuydu. Sonradan gelen Benekli hareketliydi; Güleryüz yumuşaklığıyla bilinir, Pamuk ve Tülü ise mahallenin oyun çocukları gibiydi. Hepsinin ayrı bir dili, ayrı bir huyu vardı ama aynı alanın içinde bir bütün olmayı öğrenmişlerdi.
Gündüzleri kulübelerde yatar, güneşin hareketine göre yer değiştirirlerdi. Gece olunca ise başka bir hayat başlardı. Önder’e giderlerdi; orası onların ikinci kapısıydı. Karnını doyurdukları, sonra yine kendi alanlarına döndükleri bir döngü. Bazen gruplar arası küçük kavgalar, alan tartışmaları olurdu. Bakışlar sertleşir, sesler yükselir gibi olur ama birkaç dakika sonra her şey unutulur, aynı kulübeye sığınılıp yan yana uyunurdu. Onların dünyasında kırgınlık kısa, bağ ise derindi.
On dört yıl boyunca bu düzen sürdü. Zamanla aralarından ayrılanlar oldu. Tülü bir araba kazasında gitti. Benekli bir gün kayboldu, bir daha geri dönmedi. Ama Çakır hep kaldı. Sanki o mahalledeki yaşamın sabit noktasıydı.
Sonra hayatın en ağır kısmı başladı.
Çakır iki yıl önce kanser oldu. Deri kanseri… İki kez ameliyat edildi. Ve her adımında yanındaydım. Çakır, bir yandan küçük bir çocuk gibiydi; yaramaz, inatçı, sevgi arayan… ama aynı zamanda sinirli ve kırılgandı. Korktuğunda araba bir güven alanı oldu; arabam onun için bir sığınaktı. Dünyanın kalabalığı arttığında, orası onun “güvendeyim” dediği yerdi.
Gece bir kez hastalandığında kulübede onunla sabahlanmıştım. Başka köpek kavgalarından defalarca çekilip çıkardım. Yaralandığında yaralarını sardım. Onu koruma çabası bir alışkanlık değil, bir refleks olmuştu artık. Her kötü şey olduğunda içimi kemiren bir korku vardı: “ya giderse…”
Ama zaman, korumayı değil, kabullenmeyi öğretiyor bazen.
Hastalık ilerledikçe Çakır güçsüzleşti. Zayıfladı, acı çekmeye başladı. Bir zamanlar mahallenin merkezinde duran o güçlü köpek, artık daha kırılgan, daha sessiz bir varlığa dönüşmüştü. Ve tam o dönemde kankası olan Asil’i aniden kaybettik. Bu beklenmeyen ölüm, sürünün içinden bir direği çekip almak gibiydi. Geriye Pamuk, Güleryüz ve Sürmeli kaldı. Ama artık her şey daha farklıydı; daha sessiz, daha dikkatli, daha kırılgan.
Yeni düzen içinde görünürlükleri arttıkça insanlar onları daha az kabullenmeye başladı. Oysa onlar hep aynıydı. Ama bakışlar değişmişti. Sürmeli, Gülen yüz ve Pamuğu yasam alanına götürdüm. Çakır’ın acısı, yürüyüşündeki değişim, bedenindeki yaralar artık bazı insanlar için “rahatsız edici” hale gelmişti. Onu gören herkes aynı şeyi görmüyordu: kimisi bir hastalık görüyordu, kimisi bir hayat.
Onu en son yaşama alanına götürdüm. O karar kolay değildi ama belki de en doğru yer orasıydı. Son bir ayını orada geçirdi. Daha sakin, daha korunmuş, daha az dış dünyanın sertliğiyle karşılaşarak…
Ve orada aranızdan ayrıldı.
Çakır, sadece bir köpek değildi. Bana kırılganlığın da bir yaşam biçimi olduğunu, sevginin sadece sevmek değil, yanında kalmak olduğunu, bakmakla görmek arasındaki farkın bazen bir hayatı tamamen değiştirdiğini… küçük bir dokunuşun bile bir canlıda nasıl büyük bir yer açabileceğini.
Onunla birlikte kurulan o küçük mahalle sürüsünden geriye Pamuk, Güleryüz ve Sürmeli kaldı. Onlar alanda yaşamlarına devam ediyor. Ama Çakır ve onun çetesi artık sadece orada değil; aynı zamanda bir hafızada, bir bağlılıkta ve bir öğrenmede yaşıyor.
Ve geriye şu kalıyor: dokunduklarımız kaybolmuyor, sadece şekil değiştiriyor. Bir süre sonra onların bize ögrettikleriyle başka bir canlıya daha dikkatli bakmayı öğreniyoruz.
Çakır ve Çetesi- Hilal Gür
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co
“Bazı kelimeler karanlıkta anlam kazanır.”
Yorum Yaz