
BAŞKA OYUN YOK’TAN ÇIKINCA
“Portakalı soydum,
Baş ucuma koydum.
Ben bir yalan uydurdum…
Duma duma dum.”
Arzu Armağan Akkanatlı’nın “Başka Oyun Yok” kitabının kapağını henüz kapatmışken, taze hislerle bu yazıyı kaleme alıyorum. Aslında yazacak çok şey var ama mümkün olduğunca kısa yazmaya gayret edeceğim. Umarım hislerimi doğru ifade edebilirim.
Kitapta yer alan öykülere kurgudur diyemiyorum. Sanki bizim sokağa ait eski fotoğraf albümünü açtım. Bir bir aralanan kapılardan yükselen sesler geri döndü. O evlerde neler yaşandığını bilirdik. En azından bildiğimizi sanırdık. Kitapta yer alan bu cümle tanıdık mı size; ” Annem bizim için katlandığını söylerdi teyzeme ara sıra, ben de ara sıra laf dinlerdim o aklımla” Çocuklukta o istenmeyen, gizlenen şeyleri dahi duyduğunuzu hatırlıyor musunuz? Öğle arası uykuya yatırılan çocuklardık. Annelerimiz günler yapardı. Çeşit çeşit yemekler yoktu o sofralarda. Bol yeşillikli kısırlar yanında çay. Yeterdi. Açarlardı müziği göbek atarlardı. Neşeleri her daim vardı. Yardım da ederlerdi birbirlerine. Gizli kadın dayanışmaları. Öyle miydi gerçekten. Ne diyordu öykü kahramanı ; “Herkes bir adımlık mesafede , sonra kimbilir nereye gidecekler. Yan yana olmanın yıkıcılığından uzaklaşmaya yakınım.” Babalar sessiz. Karanlık çöktü mü eve gelirlerdi. Onlar gelince koşturarak eve geçmek şarttı. Babalar… Hepimizin içinde onlara ayrılmış bir özlem odası var. Kimi kapısını hiç açamıyor, kimi hâlâ eşiğinde bekliyor. Öykü de bir babadan bahsediş cümlesi ” Yıllar geçiyor, unutmuyorum. Oysa iki gün önce ne giydiğimi, dün akşam ne yediğimi unuttum. Öfkem çocuk, acım taze… Kendimi yatıştırmak istemiyorum. Çocuğumla yaşıtım. Babam gittiğinde on yaşındaydım ben.” Tadı damağında kalan oyunlarımızı bırakırdık babalarımız eve gelince. Belki de bu nedenle mi istenmezdi babalar. Babalar hep korkulandı. Sonra apartman denilen yerler peydah oldu. Terk ediyorduk sokakları ve mahalle oyunlarını. Öyküde dediği gibi “Varoşlarda umutlanmak zaten zor. Acılar azalmaz paylaştıkça. Hep böyle, her zaman haksızken, bas bas bağırırdı.” Yeni umutlar ile abarta abarta anlatılan o apartmanlardan birine biz de gittik günün birinde. Eski sokağımda, altında saatlerce oturduğumuz dut ağacını kesmişler midir acaba? Gitmedim bakmadım. Onun karısı evden kaçmış, onun annesi o doğarken ölmüş. Babası hastaymış. O uygunsuz bir işte çalışıyormuş. Bir sürü yarım hikâyeyi sonucunu merak etmeden bıraktık. Apartmanı da sevmedim çok katlı değildi tabi ilk apartmanlar. Kadınlar yine akşam üstü-kocaları gelmeden az evvel bahçeye inerdi. Önlerinden geçmek zulüm gelirdi. Tüm gözlerin bana doğru dikildiğini hissederdim. Durup merhaba demek zorunda kalmak iyi gelmezdi. Duyduklarını annem bir de bize anlatırdı. Herkes birbiri hakkında bunca şeyi nasıl bilebilirdi şaşardım. Ben yetişkin olunca çok katlı apartmana kaçtım. Sabah evden çıkarken kapıyı açmadan az evvel dürbünle kontrol ediyordum. Koridorda biri var mı? Geç kalacak dahi olsam eğer biri varsa bekledim. Gitsin. Ben onlardan önce çıktıysam açılıp geri kapanan kapılardan bildim onlarında benim gitmemi beklediklerini. Saklandığım neydi. Saklanarak özgürlüğümü ilan etmiştim.
Ya da;
“Kocaman zihninin içinde yolunu kaybetti benim kızım. O güzel kafasının içinde hapsoldu özgürlüğü. Koca bir cam yüksekten yere düşse, çıkan ses duyulmaz mı? Zaman geçsin diye uyumuştu, anlamamıştık. Hafızası parça parça olmuştu fark etmemiştik.” Öyküde bahsedilen bu olmasa da bu duyguma da cuk oturdu. Yolumuzu kaybetmedik mi?
Yine de es kaza karşılaştıysak yüzümüzde tebessüm selamlaştık. Annemler yaşlandı. Dedi kodu programları tv ye taşındı. Anneme gittiğimde bas bas bağıran televizyondan gelen seslere tahammülüm yok. Kapatıyorum sesini. Balkona çıkıyoruz annemle. Sokakta geçenlerden bahsediyor. Hiç birini tanımıyorum. Onlar beni tanıyor. Nereden biliyorlar bu kadar bilgiyi hala şaşırıyorum.
Arzu Armağan Akkanatlı’nın kitabı bana bunları dedirtti. Kendimle bol bol sohbet ettim.
Kadınların dünyasından geliyorum ben onlardan kaçıp onların hikayelerine sığınıyorum. Kötülüğü kadar iyilikleriyle de meşhur kadınlar. Kimine yuva kimine cehennem. Kadın deyince çocuk olmadan olmaz. Böyle böyle ilerliyor işte hikâyeler. Her birini ayrı sevdim.
Dünyaya kapatalı uzun zaman oldu penceremi. Yine de tesadüf etmemek mümkün değil. Büyük yıkımlar büyük zulümler toplu ölümler toplu hastalıklar var.
Ne kadar kaçarsan kaç burnuna burnuna sokuyorlar kötülükleri. Tutturuyoruz iyilikte var bu dünyada. Hadi ondan bahsedelim. Hadi umut edelim.
Eskiden Tv deki filmlerde yaşanan hayatlar ve sokaklarımız aynıydı. Simdi kocaman mutfaklar bir yudum alınıp bırakılan taze sıkılmiş portakal suları-içimin gittiği bırakılışına. Bizim masada yarım bırakılan ekmek, yarım bırakılan çay, yarım bırakılan yemek arkamızdan ağlardı. İsraf değil bahsettiğim, değişen hayat.
Arzu Armağan Kanatlı’nın “Başka Oyun Yok” isimli öykü kitabının son hikayesi de takdire şayan. Tüm çocukluğumu gördüklerimi duyduklarımı bir bir hatırlattıktan sonra bir özgeçmemiş sunuyor; Sayın yetkili diye başlıyor öykü. Okura mektup mu demeliyim acaba? Diyor ki; Yüzde doksan dokuza karşı, yüzde birin kazanacağı bir yaşam düzenlemek istediğim için buradayım. Uzun zamandır tasarladığım Sek Sek Sahalarını tanzim edebilirim.
“Başvurumu sonuna kadar okuduysanız teşekkür etmeme izin vermişsiniz demektir. Oldukça araştırdım, bu işe başvurma da ayrı bir işmiş. Yazdıklarım size benimle ilgili bir fikir vermiştir. Siz de benimle aynı fikirdeyseniz birlikte çalışabiliriz. Hatta oynayabiliriz. Özlemeyeniniz yoktur bence. Sek sek için istihdam yaratılırsa, körebe-saklambaç-yağ satarım bal satarım gibi oyunlar için de projelerim var tabi. Size hayal ve oyun kurmaktan ayrı kalmayacağınız bir çalışma hayatı dilerim. Bana vakit ayırdığınız için kızgınsanız da tabi insanlık hali bu, olur ya. Allah affetsin.”
Çocuktum, kirlenmemişti dünya demeyeceğim. Kirliydi. Her şeyin farkındaydım. İsyanım vardı. Büyüdüğümde bunun değişeceğine inanıyordum. Daha beteri oldu. Kendimi çaresiz hissedince gözlerimi kapatmayı mı seçtim? İhanet mi ettim bendeki o çocuğa?
“Özlemeyeniniz yoktur bence,” diyordu yazar.
“Evet,” dedim içimden. “Özledim.” Yeni projelerinizi dört gözle bekliyor olacağım.
BAŞKA OYUN YOK’TAN ÇIKINCA-SÜREYYA GEÇİCİ
Yorum Yaz