
MASAL
Bir yalnızlığım ben
Annemin çeyizine işlediği
Çiçekli yatak örtüsünün
Ortasında doğurdu beni
Bundandır en çok begonvilleri sevdim
İlkbaharların rengarenk bahçelerinde
Odada, kenarlarındaki söküğü
kalın yorgan iğnesi ile dikilmiş
bir mavi leğende aldılar benden
annemin kokusunu,
ilk maviyi orada gördü gözlerim,
bu yüzden seviyorum denizleri, okyanusları
uçsuz bucaksız gökyüzünü gökkuşağını
kelebekleri, martıları, kırlangıçları,
ve biliyorsun sevgili okur
her çocuk büyürken
annesinin kokusunu taşır koynunda,
Sonra kuran kurslarının çürümüş ahşap kokulu sınıflarında
Bıyıkları sigara dumanı sarısı hocaların
vicdanları cetvelle ufacık avuçlarımıza inerken.
Korkuyordum…
Sevmek yerine savaşmayı öğütlüyordu atalarımız
Bu yüzden belki de
Anadolu çocuğu ataerkil bir yaradır yurdumda…
Annemin masallarında büyüyen
Bir okçuydum ben
Habil’le Kabil savaşıyordu meydanda,
çölün ortasında düşmana saldıran
at sırtında surlar aşan
feodal bir kanamadaydım.
Geçiyordu doksanlar Türkiye’sinde zaman
Sokak pazarından oyuncaklar alırdı babam
İlk tüfeğimin oluşu o zamanlardan
İnsan barutu bulunca kötüleşen Dünya
Savaşlar, katliamlar, soykırımlar
Çocukların elinde eve gelemeden kırılan
Oyuncaklarla var olan…
Geçiyordu zaman
Aynanın karşısında
Barış Manço taklidi yapan çocuk
Büyüdü, kalbine düştü aşk,
İlk aşkımla
Hala kavuşamadık…
Sonra ben hep
Uzun uzun gökyüzüne bakıp
Gökkuşağı arayan
Romantik bir gençtim artık.
Herkesin ömründe bir kırık aşk hikayesi vardır bilmez miyim
Herkesin bir yalnızlığı vardır kalabalıklarda
Ben bilmez miyim acısı vardır herkesin.
Çarşılarda…
Benimki ağırdı biraz,
Biliyorsun sevgili okur
Herkes birbirinin acısını taşır koynunda.
2001 yılının melankolik bir sonbahar akşamında
Memesinde taş taşıyan kadınım
Hayata kapattı gözlerini
Kanserden öldü dediler adına…
O öldükten sonra ben
Üç gün sürekli uyudum
Üç hafta sokağa çıkamadım
Üç ayın sonuna geldiğimizde
Ağır depresanların uğultusu
Kelebekler gibi dönüyordu başımda.
Üçüncü yılın sonunda
Kadınlardan intikam alan
Bir avcıydım artık
Etim tiksiniyordu benden…
Ömrüm
Pişmanlıklar ve hatalar arasında
Savrulup duran
Kalabalık bir sokaktı artık…
Annemin masallarında bir seyyahtım ben
Gökyüzünde geziyordum
Bir yalnız bulutun peşine takılıp
İnmiştim yere ıslaktı gözlerim
Yürüyordum
Cehennemden kovulan kadını gördüm yolda
Beni yanına çağırdı elimi tuttu
Sağ avucunda güneşli bir ilk çağ uygarlığı vardı gördüm
Sol avucunu gökyüzüne kaldırıp
Bana çektiği bütün siyah beyaz fotoğrafları gösterdi
Gördüm
Acıyı gördüm
Cehennemden kovulan kadın ağlıyordu
kaldırımda gördüm
Gökyüzüne döndüm…
Ve biliyorsun sevgili okur
Bilançosu ağırdır insana hayatın.
Gözlerim
Uzak denizlerin hayalini kuruyor
Ve gözlerimde
Kelebekler renk değiştiriyor…
Şiirim bitsin burada artık,
Ben annemin suyunu benden aldıkları
Kenarlarına yorgan iğnesi ile dikilmiş
Mavi leğenin içindeki çocuk kalayım.
Yalnızlığıma sarılayım…
@photographerr.ebruu ile “Masal” Mehmet Akif Gülal
Yorum Yaz