

HASRETİN ŞAFAĞI
bu kentin uzağında yaşıyorum sanki
yabancısıyım müphem kalan yüzlerin
içimden kabarınca anlaşılmazlığı gecenin
çöl yalnızlığında aranıyorum
uzağımdan gelirken azap çeken seslerin
gözlerimde savrulan inleyişleri
iniverir yamaçlarına ölümden
zincire vurulan insanlığın solan gülüşleri
karanlığa esaretinden
dökensin göz yaşlarını uzun geceler boyunca
sokaklardan geçmekte arada bir gölgen
sığamazsın gövdenin izleğine
ve ağını örer yorgun hasretlik
burkulan yüreğinde
derin suskunluğunda odanın
anımsanır geçenler ve puslu duvarda suretin
gözlerinde ağırlanır gizemi soylu tarihin
buharlaşırken baktığın her yerde
ve ağını örer yorgun hasretlik
burkulan yüreğinde
ardıma düşen kendim
yıkılan bu kentin feryada dönen çığlığı gibi
umutsuz düşüncenin sığınağında
durmadan, hiç durmadan arayıp kendini
sığınmak umuduna
zaman küllenir
uçurum gözlerinde şafağı sökerken aydınlığın
düşlenir hayat
bir daha, biraz daha, hep usanmadan
ve ağını örer yorgun hasretlik
burkulan yüreğinde…
HASRETİN ŞAFAĞI
Yorum Yaz