
1.📌 Sezer Çiftçi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
1994 yılında Ağrı’nın Diyadin ilçesinde doğdum. Hayatın erken yaşta yüklediği sorumluluklar ve coğrafyanın getirdiği o sert ama insanı olgunlaştıran iklim, kendimi bildim bileli hissettiklerimi kağıda dökmeme vesile oldu. Yaşamımı Tekirdağ’da sürdürüyorum; bir yandan hayatın üretim çarkı içinde emek verirken diğer yandan edebiyatın ve kelimelerin dünyasında kendi patikamı yürümeye çalışıyorum. Sokak Gündemi TV’de dijital içerikler ve haber takibiyle ilgileniyor, fotoğraf makinemle anı yakalamaktan, hayatın detaylarını izlemekten besleniyorum. İki evlat babasıyım. Kısacası Sezer Çiftçi; hayatın tam ortasında emegiyle var olan, hissettiklerini ve gözlemlediklerini kalemiyle ölümsüzleştirmeye çalışan bir kelime işçisidir.
2.📌 Yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar ya da dönüm noktaları nelerdi?
Benim için yazmak bir tercih değil, zamanla bir zorunluluk haline geldi. Çocukluğumdan itibaren içimde biriken, yüksek sesle söyleyemediğim ya da muhatabını bulamayan ne varsa kelimelere sığındı. Coğrafyamın getirdiği yaşanmışlıklar, hayatın bana erken yaşta öğrettiği gerçekler ve insan ruhunun o derin yalnızlığı ilk kırılma noktalarımdı. Baktım ki konuşarak anlatamadıklarım yazınca yerini buluyor, işte o an kalemin benim en sadık dostum olduğunu anladım.
3. 📌Bu ilk eseriniz. Peki sonraki üretimler için planınız nedir?
Kendi Yolunu Yarat, benim hayat hikayemi ve kendi ayak izlerimi bıraktığım o ilk büyük durağımı simgeliyor. Ama benim için yazmak tek bir kitapla sınırlı kalacak bir süreç değil. Bu otobiyografik yolculuğun ardından ruhun karanlık ve derin labirentlerine indiğim Ruh Hastası: Bir Adamın Çığlığı adlı eserimi çıkardım. Sonrasında duygularımı ve içsel dökümlerimi dizelere aktardığım şiir kitabım Zevâl okurla buluştu.
Şimdi ise heyecanla üzerinde çalıştığım yeni roman projem Perwaz var. Kendi yolumdan başlayıp kelimelerin rehberliğinde farklı duyguların ve hikayelerin izini sürmeye, edebiyat yolculuğuma ara vermeden devam edeceğim
4.📌 Yazdıklarınızın kitap hali sizi nasıl hissettiriyor?
İnsanın iç dünyasını, en mahrem düşüncelerini, gecelerce büyüttüğü sızıları ve umutları somut bir nesne olarak elinde tutması tarif edilemez bir duygu. Sayfaları kokladığınızda aslında bir kağıt kokusu değil, kendi emeğinizin, uykusuz gecelerinizin ve yaşanmışlıklarınızın kokusunu alıyorsunuz. Kendinizi dünyaya somut bir iz bırakmış gibi hissediyorsunuz; bu hem büyük bir gurur hem de derin bir mütevazılık getiriyor.
5. 📌Kendinizi yazdığınız karakterlerle özdeşleştirdiniz mi?
Bir yazar ne kadar kurgu yaparsa yapsın, kalemi kendi ruhundan beslenir. Karakterlerimin hiçbiri tamamen ben değilim ama hepsinde benden bir parça, gözlemlediğim bir insan ya da hissettiğim bir acı var. Onların çıkmazlarında kendi sorgulamalarımı, varoluş mücadelelerinde kendi yürüyüşümü görüyorum. Onlar ağladığında ben de o sızıyı içimde duyuyorum.
6. 📌Yazarken sizi motive eden, sizi akışta tutan şey nedir?
Beni akışta tutan şey, hayatın o karmaşık gürültüsünden sıyrılıp kendi iç sessizliğime ulaşma arzusudur. Bazen içtiğim bir bardak demli çay, bazen fonda çalan içli bir melodi, bazen de bir akşam vakti yakaladığım sessizlik… Ama en büyük motivasyonum, bittiğinde o cümlenin içimdeki yükü hafiflettiğini hissetme anıdır.
7. 📌Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Steril, idealist yazarlık masalarından ziyade hayatın tam içinde bir rutinim var. Gündüz çalışma hayatının ve günlük koşturmacanın içindeyken, gece herkes çekildiğinde kelimelerimle baş başa kalırım. Bir ilhamın gelmesini beklemem; zihnimde birikenleri not alır, gecenin dinginliğinde o notları bir yapıya dönüştürürüm. Düzenli okumak, gözlemlemek ve hayatın ritmini kaçırmamak benim rutinimdir.
8. 📌Yazma sürecinde sizi en çok ne zorladı?
En çok zorlayan şey, hissettiğin o devasa duygu denizini kelimelerin dar kalıplarına sığdırma çabasıydı. Bazen bir duygu vardır, içini yakar ama ona uygun kelimeyi bulmak günler alır. Bir de gündelik hayatın koşuşturmacası ile yazma eyleminin ihtiyaç duyduğu o derin konsantrasyon arasındaki dengeyi kurmak zorlayıcı olabiliyor.
9.📌 Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
“Kim okuyacak?”, “Kelimelerim birine ulaşacak mı?” ya da “Anlaşılacak mıyım?” şüphesinin düştüğü anlar elbette oldu. Ancak yazmak benim için bir hobi değil, var olma biçimi olduğu için vazgeçmek hiç gerçek bir seçenek olmadı. Kalemi bıraksam ruhumun eksik kalacağını bildiğimden, her düştüğümde satırlarıma tutunarak yeniden kalktım.
10. 📌Kitabınızın bir teması, vermek istediği bir mesaj var mı?
Kitabım temel olarak insana, insanın kendi içindeki o karanlık ve aydınlık savaşa odaklanıyor. İnsan olmanın, direnmenin, yaralanmanın ve o yaralarla yeniden ayağa kalkmanın hikayesini anlatıyor. Vermek istediğim ana mesaj şu: Ne kadar yalnız hissedersen et, içindeki o samimi sese kulak verdiğinde ve kendi yolunu çizdiğinde asla kaybolmazsın.
11. 📌Okuyucuda, son sayfadan sonra hangi duygular oluşabilir?
Okuyucunun son sayfayı kapattığında derin bir nefes almasını ve “Yalnız değilmişim” demesini isterim. Sayfalar bittiğinde kalbinde buruk bir kabulleniş, ama aynı zamanda yaşama ve mücadeleye dair içten bir umut kırıntısı kalsın isterim. Kendi ruhunun aynasına bakmış gibi hissetmesi benim için en büyük mükafat olur.
12. 📌Kitabınız neden okunmalı?
Çünkü bu kitap cilalı sözlerle yazılmış bir kurgudan ibaret değil; hayatın içinden, nasırlı ellerden, içten gelen duygu birikiminden süzülen samimi bir çığlık. Okuyucu bu sayfalarda yapay dünyaların değil, kendi yaşamının, suskunluklarının ve iç çekişlerinin karşılığını bulacak. Kendine teğet geçen duygularla yüzleşmek isteyen herkes bu sayfada bir parçasını bulacaktır.
13.📌 Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
“Önce kendi içinizdeki o sessiz çığlığı dinleyin ve beğenilmek için değil, sadece hafiflemek ve dürüst olmak için yazın.”
YAZAR SÖYLEŞİSİ-SEZER ÇİFTÇİ
Yorum Yaz