
Atları sevmeye bir vakit vardı,
bulutlarda yitmeye,
karın içinde
sessizce yürümeye
bir vakit vardı.
Tren çoktan gitmişti.
Köprü, aynanın içinde kırıldı.
Sokak dalgalandı.
İstasyonun serinliği
bir yerlerde, adı konmamış bir boşlukta kayboldu.
Menekşelerin yüzdüğü havuzda
yağmur,
geceye denk düşen eski bir ezgiyle
yol boyunca yürüdü.
Kendi gözlerimden
üçgenin ötesine geçip geri döndüm.
Geyiklerim
bir kelebeğin peşine takılmak istiyordu.
İntihar,
kelimenin Babil Kulesi’ydi;
dillerin birbirini duymadığı
o yüksek, karanlık yer.
Yücelmenin kıyısında
başımı sulardan çıkardım.
Dizelerin balıkçılında
senin denizin oldum.
Uçuşum
göğün içinden kopmuş
küçücük bir mavi parçası arıyordu.
Sen bana baktın.
Ben,
sokağın ağzından
birdenbire fırlayıp
gecenin içine karıştım.
Gecenin geyiğinin boynuzlarında
adını buldum.
Ve dil,
kendi kırığından sızarak
benim tarihimle konuştu.
Kimse
tek kelime etmedi.
Ey uzak dillerin balığı,
işaretlerle oyulmuş mağaraların üzerinden
hafızaya uzanan
bir köprü kurdun.
Hava
pusuya yatmış bekliyordu.
Ama senin hatıranda
unutuluş diye bir şey yoktu.
Unutulan
benim sahip olduğum bir kalp değildi;
bizzat kalbin kendisiydi
hatırlanmak isteyen.
Bu bir yolculuktu:
bitkilerin kıyısından
senin gözlerine doğru,
erguvan bulutların altında
yavaş yavaş silinen
uzun, sessiz bir yolculuk.
Birisi vardı,
dizelerin özünden doğmuştu.
İşaretlerin yerini alırken,
işaretlerin arasından geçerken
birden durdu.
Dalgalar
geri döndüklerinde
dilbilgisinin kayalarına vuruyor,
kendi seslerini
parçalara ayırıyordu.
Sabırın eğimini sevdim,
dizelerin usturlabında
usul usul salındığı
o uzun anda.
Seninle kaybolmaya bir vakit vardı,
kendimi
kendi içimde bulmaya
bir vakit.
Ah, ey gri sessizlik,
ey şölenin saklı anlamı,
ey birbirine dolanmış düş…
Sen
yalnızca bir isim değildin.
Bulutlu bir havanın
bir pencerenin kelimelerinde saklanan
çelişkisiydin.
Bir yaprağın
dünyadan sessizce geçip gitmesi,
paralel zamanların içinde
büyüyen tek bir andın.
Sonsuz parantezlerin içinde
taşa dönüşmüş
felçli bir metafor;
kristal berraklığında
deliliğin tarihinden kopup gelmiş
birkaç örnek;
kodlar çağında
yeniden yazılan
eski bir tarihin
kırık dökük parçalarıydın.
Ben hâlâ
bütün bu işaretlerin arasında
o anı arıyorum:
dünya
senin adını öğrenmeden önce,
beni
sana doğru
yolladığı
o ilk anı.
çeviri:BaharehQezelloo
şaiir:Macid Attari
Şair:Macid Attari Çeviri:BaharehQezelloo
Yorum Yaz