

Fotoğraf:Rıza Çakmak
ahlat-ı erbaa – Hicran Aslan
ben adımı şiirlerden duyduğumdan beri ait değilim bu
dünyaya
dağ doruklarında tanıştığımız o gün başladı
ilk gelen ve giden ve gören gözleri
damarlarımda uçup duran bu kuşların
iç çeker gibi o dağın aşkı üflediği damarlarımıza
sonra kar kristallerinin
rezonans ve reveransın kılcal yollarından
bütün gürültüleri yuttuğu
kalbimin kar kokusu
her dokunduğunda içimdeki başka hicran’a
beni çağıran yönlerin öylesine çoğaldı ki
defalarca kendimize ve birbirimize soyunduk
sonrası yürüyen putlar
uyanan dürtünün sessiz gürültüsü
fantezi karmaşıklığı
soru sormak yasak!
çünkü çok soru şiiri ve aşkı bozar
çok soru karı ve dağı bozar
hicran ki ellerindeki karla yaktığın mum
müstakil bir dilimiz oldu sonra
az sözcüklü çok tutkulu
tenindeki bütün şiirlerin adımı çağırdığı
sirenlere kulak vermek gibi çağırdığı
çağrılmanın bütün pullarının görünür olduğu
hicran! bedenindeki pulları kar kokusunda yüzdüren
bir yılan bir şahmeran ya da denizkızı
ki ben çağrılmamak için başka şiirlerce
kulaklarımı bal mumuyla sıvamıştım
ellerinin bana dikenliğini unuturcasına koştuğu
bu metafizik ağaçlar çekici suçlamalar
bu mahkeme salonu ve arzu
aşkın titreşimli çağrışımları ve imaları
incili kaftan yamalı fistan
geçmişin parodisini yaparlar
bal kabağındaki mum sönmeden
mutlu olma hakkımdan vazgeçmeyeceğim
sonrası politik olmasa bile politik olan
kara bürokrasi
kan, tükürük, safra ve sevda
şark oturur huzurda
firdevsi ve sadi
mevlana ve hafız
çünkü çok soru şiiri ve aşkı bozar
çok soru karı ve dağı boza
ahlat-ı erbaa – Hicran Aslan
Yorum Yaz