sv

GÜLSÜM’ÜM-NAZMİYE KÖKSALAN

15 Ekim 2026 22:41

GÜLSÜM’ÜM

Beyaz.
Tavan da beyaz, duvarlar da. Giydiğim şu terlikler bile bulut kadar sessiz ve beyaz.
Kulağımda uğuldayan bu sessizlik, rahmetli karımın mutfakta bir şeyler doğrarken mırıldandığı şarkının içli nağmesi: ” Fikrimin ince gülü/kalbimin şen bülbülü/O gün kü gördüm seni/Yaktın ah yaktın beni.” O şarkıyı duymayalı kaç mevsim geçti. Mevsimleri saymayı unuttum. Burada zaman çok renksiz ve tatsız.
Pencerenin demir parmaklıkları, hayatımın üzerine çekilmiş bir nota dizeği. Kuşlar konuyor bazen. Onlar notalarım, ama şarkım hep yarım kalıyor; uçup gidiyorlar.
Gülsüm’üm gidince zaten hep yarım kaldı şarkılar…
O, benim bahçemdeki en alâ çiçeğim yaseminimdi.
Kökleri yüreğime dolanmış, kokusu ruhuma sinmişti. Toprağı onu çekip aldığında, benimde köklerim söküldü sanki.
Bahçem artık kıraç, kokusuz ve renksiz kaldı.

Sonra,
O kadın geldi. Adını anımsamak, dilimin ucuna bir zakkum yaprağını değdirmek gibi. Keskin bir parfüm kokusuyla girdi hayatıma. Gülsüm’ ümün yasemin kokan evine, yabani, arsız bir ot gibi yayıldı. Bir de yanında getirdiği zehirli sarmaşıkları vardı.
Önceki hayatından kalma devasa, sırnaşık zehirli sarmaşıklar…
“Baba,” diyorlardı bana. Ama ağızlarından dökülen o kelime, derin bir kuyuya atılmış taş gibiydi; soğuk ve sahte…
Gözleri…
O üç çift göz, evimin duvarlarında ki anıları, Gülsüm’ümle biriktirdiğimiz her bir tebessümü, her bir hüznü kemiren fare gibiydi. Onları izlerdim koltuğumdan.
Koltuğum… Gülsüm’ümün başını dizime koyup uyuya kaldığı, kumaşı anılarla eskimiş o sığınağım. Artık o koltukta bile yabancıydım. Kulaklarımın ağır işittiğini varsayarak: “Miras, vasiyet, akli denge,” gibi kelimelerle duvarlara yapışkan örümcek ağları örerlerdi. Hayatımın içine çamur gibi çöktüler.
Bir gün, Gülsüm’ ümün fotoğrafını okşarken yakaladılar beni. “Kendi kendine konuşuyor, delirmiş bu,” diye fısıldadı kadın sarmaşıklarına. Aslında susuyordum. Biz Gülsüm’ümle susuşarak anlaşırdık. Onların zehirli dünyası anlamazdı bunu.

Sonra eşyalarım yer değiştirmeye başladı. Gözlüğüm okuduğum kitabın arasından değil de buzdolabından çıkıyordu. Karımdan yadigâr köstekli saatimi bulamıyordum.
“Baba, yine unuttun mu nereye koyduğunu?” diyordu kadının uzun zehirli sarmaşığı. Oysa ben unutmuyordum, kasıtlı siliniyordum. Onlar benim hafızamı, benim gerçekliğimi benden çalan usta birer hırsızdı. Beni kendi zihnimin içinde ilmek ilmek bir yabancıya dönüştürüyorlardı.
Ve o gün. Beyaz önlüklü adamlar geldiler. Kadın, timsah gözyaşlarını akıtırken:
“Çok üzgünüm, ama onun iyiliği için,” diyordu.
Benim iyiliğim… Benim iyiliğim bu bembeyaz hiçliğe hapsedilmek miydi? Hayatımı alıp kendi kirli sandıklarına kilitlediler.
Şimdi buradayım. Bu renksiz beyaz odada.
Bedenim burada ama ruhum o evde geziniyor. Gülsüm’ ümün yaseminlerine, hanımellerine, sardunyalarına ve güllerine su veriyor, onun ördüğü yün çorapların sıcaklığını hissediyorum.
Bazen geceleri, hemşire uyku ilacı verdiğinde, bilincimin tül perdesi aralanıyor, o kadını ve zehirli sarmaşıklarını görüyorum. Benim evimde, kahkahalar atıp, benim koltuğunda keyif çatıp, benden çaldıkları hayatı harcıyorlar.
Onlar benim aklımı değil, hayatımı çaldılar.
Ama tek bir şeyi çalamadılar. Zihnimin en ücra, en parıltılı köşesinde gizlediğim Gülsüm’ümün yüzünü.
Dışarıda yine kuşlar ötüyor. Nota dizeğime konmuşlar: ” Fikrimin ince gülü’nü,” söylüyorlar.
Elbet bir gün hakikatler gün yüzüne çıkacak. O zamana kadar, bu beyaz sessizliğin içinde anılarımla nefes alacağım. Onlar benim aklım, onlar benim gerçeğim.
Kapı kilitli. Olsun.
Zihnimin kapısı hep açık ya.
Ve o kapıdan içeri sadece Gülsüm” üm girebilir.

Nazmiye Köksalan

Bu Eseri Paylaş:

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki içerik:

GÜLSÜM’ÜM-NAZMİYE KÖKSALAN

deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co