
Bazı yazarlar, okurlarını konfor dolu koltuklarına sarıp sarmalamayı amaçlarken, bazıları tam tersine o koltukları altlarından çekerek onları çıplak gerçeklerle yüzleştirir. Amerikan Güneyi‘nin gizemli, tozlu ve tedirgin edici atmosferinden gelen Flannery O’Connor, kesinlikle ikinci tür yazarlardan biri. Onun başyapıtı “İyi İnsan Bulmak Zor,“ ilk sayfasından itibaren okuyucuyu ahlaki bir labirentin içine sürükleyerek bize şu önemli soruyu yöneltir: İçimizdeki sahtelikleri yıkmadıkça gerçekten “iyi” bir insan olabilir miyiz? O’Connor bu sorunun cevabını ararken, edebiyat tarihinin en sıra dışı kavramlarından birini kullanıyor: Lütuf (Grace). Ancak onun dünyasında lütuf, huzur veren bir ışık yerine, insanın kibirini ortadan ikiye yararak çakan şiddetli bir şimşek gibi ortaya çıkıyor.
Maskelerin Ardındaki İnsanlık
Kitaba ismini veren o meşhur öyküyü hatırlayın. Yolculuk eden, sürekli geçmişin güzel günlerinden bahseden, kibirli ve manipülatif olan Babaanne… O’Connor bu karakteri anlatırken aslında herkese bir ayna tutar. Babaanne için “iyi insan” olmak, sadece şık giyinmek, iyi bir aileden gelmek ve yüzeysel bir dindarlıkla sınırlıdır. Dünyayı kendi bencil bakış açısıyla gören bu kadın, hayatın trajik bir oyunuyla “Uyumsuz” lakaplı azılı bir katille karşılaştığında bir dönemeçte bulur kendini. Tam da o esnada, namlunun ucunda, O’Connor’ın mucizesi ortaya çıkar. Ailesi gözünün önünde yok olup giderken, Babaanne, ölümün soğuk nefesini ensesinde hissettiğinde, hayatı boyunca taktığı tüm toplumsal maskelerden, sınıfsal kibirden ve ikiyüzlülükten sıyrılır. Karşısındaki katilin gözlerinde kendi günahlarını ve çaresizliğini görür. Ona şefkatle dokunarak “Sen benim çocuklarımdan birisin!” dediği o an, edebiyat tarihinin en etkileyici merhamet anlarından biridir. Babaanne, hayatında ilk kez çıkarsız ve saf bir merhamet yaşar. Katil onu hemen ardından vurur, ancak bu olay mucizeyi yok etmez; aksine kadını bu dünyadan arınmış olarak uğurlar. Uyumsuz’un da dediği gibi: “Eğer hayatının her anında onu vuracak biri olsaydı, o da iyi bir kadın olabilirdi.”
Direksiyon Başında Kaçan Fırsatlar
Kitabın, en ilgi çekici başlığına sahip “Kurtardığın Hayat Seninki Olabilir” adlı hikayede O’Connor, lütuf kavramını bir yolculuk hikayesiyle harmanlıyor. Tek kollu marangoz Shiftlet, bir çiftlikte çalışmayan eski bir arabayı ve zihinsel engelli dilsiz kız Lucynell’i gözüne kestirir ve bu fırsatı kendi yararına kullanmayı düşünür. Ancak, belki de kendi ruhunu kurtarma şansına sahipken, dilsiz karısını bilinmeyen bir yol üstü restoranında uyurken terk ederek arabayla oradan kaçar. Hikayenin trajik ironisi başlığında gizlidir: Shiftlet, savunmasız birini kurtararak kendi ruhunu da kurtarabilecek iken bencilliği seçer ve fırtınaya doğru sürer. Yol alırken Tanrı’ya dünyadaki kötülükleri temizlemesi için yalvaracak kadar kördür kendi hatasına. O’Connor bize gösterir ki, lütuf bazen karşımıza tamir edilmeyi bekleyen eski bir araba ve merhamet bekleyen masum bir insan olarak gelir; fakat biz onu sadece kişisel çıkarlarımız için harcarız.
İYİ İNSAN OLMAK ZOR- OKUR YORUMU
Yorum Yaz