
Bazı öyküler büyük olaylar anlatmaz; büyük bir boşluğu anlatır. Uğur Bayram’ın İsimsiz adlı uzun öyküsü de tam olarak bunu yapıyor. Dışarıdan bakıldığında işsizlik, plaza hayatı ve bir eskortla kurulan sıra dışı bir dostluk üzerine kurulu gibi görünse de, metnin asıl meselesi modern insanın yalnızlığı, ilişkilerdeki çıkar dengesi ve dostluk kavramının günümüz dünyasında nasıl aşındığıdır.
Öykünün merkezinde mühendis Tarkan vardır. Kurumsal hayatın parçası olan, plazaların disiplinli ve rekabetçi düzenine uyum sağlamaya çalışan bir beyaz yakalıdır. Ancak işten çıkarılmasıyla birlikte yalnızca maaşını değil, sosyal çevresini, statüsünü ve kimliğini de kaybetmeye başlar. Uğur Bayram burada işsizliği ekonomik bir sorun olarak değil, insanın toplumdaki görünürlüğünü belirleyen bir eşik olarak ele alır. Çalışırken değer gören birey, işsiz kaldığında adeta görünmezleşir.
Tam bu noktada öykü beklenmedik bir yöne sapar. Tarkan’ın geçmişte para karşılığı görüştüğü Esma, bu kez ticari ilişkinin dışına çıkar. Yanlışlıkla yapılan bir telefon görüşmesi, iki insan arasında samimi bir dostluğun kapısını aralar. Üstelik cebinde para olmadığını bilen Esma’nın Tarkan’ın evine gelmesi, ilişkinin ekonomik zeminden insani zemine geçişini simgeler. Yazar, toplumun önyargıyla yaklaştığı bir karakteri, öykünün en vicdanlı ve en dayanışmacı kişisi hâline getirerek okurun ahlaki yargılarını sorgulamasını sağlar.
Esma’nın Tarkan’a geçici bir iş bulması da bu dayanışmanın en somut örneğidir. Yardım eden kişi, toplumun “öteki” olarak gördüğü biridir; yardım alan ise eğitimli, kariyer sahibi bir mühendistir. Böylece öykü, toplumsal statü ile ahlaki değer arasında doğrudan bir bağ olmadığını güçlü biçimde hissettirir.
Ancak Tarkan yeniden plaza yaşamına döndüğünde bu dostluğu geride bırakır. İşsizlik günlerinde yanında olan insanları aramaz, sormaz. Bu tavır, yalnızca bireysel bir nankörlük değildir; aynı zamanda kurumsal yaşamın insan ilişkilerini nasıl araçsallaştırdığının da göstergesidir. Plaza düzenine yeniden dahil olan birey, sistemin beklentilerine hızla uyum sağlayarak geçmişini silmeye çalışır. Uğur Bayram’ın eleştirisi tam da burada yoğunlaşır: Modern çalışma hayatı, insanı yalnızca emeğiyle değil, vicdanıyla da dönüştürmektedir.
Öykünün finali ilk bakışta şaşırtıcıdır. Tarkan patronunun kızıyla, Esma ise Tarkan’ın patronuyla birliktedir. Bir lokantada karşılaştıklarında birbirlerine yönelttikleri sert sözler, aslında yalnızca birbirlerine değil, temsil ettikleri hayata yöneliktir. İnsanların birbirini kullanması, paranın ilişkilerin merkezine yerleşmesi ve çıkar üzerine kurulan bağlar sert biçimde eleştirilir. Ancak tartışmanın beklenmedik biçimde öpüşmeyle sonuçlanması ve eski sevgililerin yeniden bir araya gelmesi, öykünün melodramatik bir mutlu sona yönelmesinden çok, duygusal bağların toplumsal rollerden daha güçlü olabileceğini düşündürür.
Yazarın dili yalındır. Süs peşinde koşmayan anlatım, öykünün temasıyla uyum içindedir. Özellikle diyaloglar karakterleri görünür kılarken, olay örgüsü okuru didaktik bir söyleme teslim etmeden toplumsal eleştirisini kurmayı başarır. Plaza yaşamı yalnızca bir çalışma mekânı değil; insanların birbirini unuttuğu, dostluğu kariyer basamaklarına feda ettiği bir düzenin simgesi olarak kullanılır. Bu yönüyle kitap, yayınevinin tanıtımında da vurgulanan “plazalar arasına sıkışmış hayatlar” fikrini somut bir öykü üzerinden görünür hâle getirir.
Bununla birlikte final bölümü farklı okumalara açıktır. Kimi okurlar, Esma ile Tarkan’ın yeniden bir araya gelişini umut duygusunun öne çıkması olarak değerlendirebilirken, kimileri bu sonu yeterince hazırlanmamış bulabilir. Fakat öykünün asıl gücü finalinden çok, okuru şu soruyla baş başa bırakmasındadır: Zor günlerimizde yanımızda olan insanları, yeniden “başarılı” olduğumuzda gerçekten hatırlıyor muyuz?
Sonuç olarak İsimsiz, yalnızca bir işsizlik hikâyesi değildir. Aynı zamanda sınıfsal önyargıları, tüketim kültürünü, çıkar ilişkilerini ve modern şehir insanının giderek yitirdiği dayanışma duygusunu sorgulayan bir uzun öyküdür. Uğur Bayram, plazaların cam cepheleri ardında görünmeyen kırılmaları anlatırken, okuru da kendi ilişkilerini yeniden düşünmeye davet eder. Öykünün asıl başarısı, “iyi insan” ile “saygın insan” kavramlarının her zaman aynı kişide buluşmadığını göstermesidir.
Gelin, etmeyin çocuklar…
İnanın bir sefer olsun NÂZIM’A
Amerikan filmlerinden fazla…
Dizeler ardı ardına döküldü ağzından. İnanmasına inanıyordu Nâzım’a ama yaşanan gerçeklik vardı, ne yazık ki hiçbir şey gerçeklikten daha güçlü değildi bu hayatta.
Uğur Bayram, İsimsiz Öykü adlı eserinde, şehrin gölgeleri kendilerinden büyük plazaları arasına sıkışmış şiirlerini sözcük sözcük toplayarak bize ulaştırıyor. Şiire, sevdaya, inceliğe vakit bulamayan okuru durup soluklanmaya davet ediyor satırlarında.
Plaza Camlarının Ardındaki Yalnızlık-UĞUR BAYRAM “İSİMSİZ ÖYKÜ”
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co
“Bazı kelimeler karanlıkta anlam kazanır.”
Yorum Yaz