sv

SUSKUNLUK-ÜMİT ATMACA

21 Kasım 2025 02:16

SUSKUNLUK

Sabahın kör karanlığında, henüz gün dahi ağarmamışken, Selim K. kapısının altından içeri sürülmüş sarı bir zarfın hışırtısıyla uyandı. Yatağından kalktı, çıplak ayakları soğuk tahta zemine basarak kapıya yöneldi. Zarfın üzerinde ne bir gönderici adı ne de bir pul vardı; sadece kalın, siyah harflerle “Yüksek Ses ve Gürültü İdaresi” damgası vurulmuştu.

Mektubu titreyen elleriyle açtı. Resmi bir dille yazılmış tebligat oldukça kısaydı:

“Sayın Selim K., Geçtiğimiz salı günü, saat 14:03 ile 14:47 arasında, ikametgahınızda gerçekleştirdiğiniz ‘Gerekçesiz Suskunluk’ eylemi tespit edilmiştir. Sessizliğinizin desibel oranı, yasal alt sınırın tehlikeli derecede altına düşmüştür. Konuyla ilgili savunmanızı vermek üzere derhal 4. Bölge Müdürlüğü, Koridor B, 198 numaralı odaya müracaat etmeniz gerekmektedir.”

Selim K. bir anlığına nefesini tuttuğunu fark etti, sonra hemen bıraktı; sanki sessizce nefes almak bile artık suç sayılacaktı. Salı günü ne yapmıştı? Sadece pencerenin önündeki koltuğuna oturmuş, karşı binadaki gri duvarı izlemişti. Konuşacak kimsesi yoktu, radyosu bozuktu. Susmuştu. Sadece susmuştu.

Giyindi ve şehrin sisli sokaklarına daldı. İdare binası, şehrin merkezinde, gökyüzüne saplanmış devasa, penceresiz bir beton bloktu. İçeri girdiğinde burnuna toz, nem ve binlerce yıldır havalandırılmamış arşiv kağıtlarının kokusu çarptı.

Koridor B’yi bulması saatlerini aldı. Merdivenler bazen yukarı çıkıyor, bazen kendi etrafında dönüp başladığı yere iniyordu. Duvarlar o kadar dardı ki, yanından geçen suratsız memurlara sürtünmeden yürümek imkansızdı. Nihayet 198 numaralı kapıyı buldu. Kapı tokmağı yoktu, sadece dinleyen bir kulak şekli oyulmuştu ahşaba.

İçeri girdi. Oda, tavana kadar yükselen dosya yığınlarıyla doluydu. Dosyaların arasında, küçük bir masanın ardında oturan, gözlüklü ve soluk yüzlü bir memur, önündeki boş kâğıda bakıyordu.

“Suskunluk için mi geldiniz?” diye sordu memur, başını kaldırmadan. Sesi metalik ve kuruydu.

“Evet,” dedi Selim K. sesi çatlayarak. “Bir tebligat aldım. Ama ortada bir yanlış anlaşılma olmalı. Ben… ben sadece oturuyordum.”

Memur, gözlüğünü burnunun ucuna düşürerek Selim’e baktı. Bakışlarında ne bir öfke ne de bir merhamet vardı; sadece sonsuz bir bıkkınlık okunuyordu.

“Herkes sadece oturuyordu Bay K.,” dedi memur, çekmeceden kalın bir mevzuat kitabı çıkararak. “Sorun oturmanızda değil. Sorun, o süre zarfında varlığınızı sesle ispat etmemenizde. Devlet, vatandaşın orada olduğunu bilmek ister. Sessizlik, bir boşluktur. Ve kanunlarımız boşluktan hoşlanmaz. O 44 dakika boyunca, sisteme hiçbir veri girmediniz.”

“Ama yalnızdım,” diye savundu kendini Selim K. “Kendi kendime mi konuşmalıydım?”

Memur iç geçirdi, sanki bu soruyu binlerce kez duymuş gibiydi. “Mırıldanabilirdiniz. Öksürebilirdiniz. Hatta bir eşyayı yere düşürebilirdiniz. Ama siz, mutlak bir sessizliği tercih ettiniz. Bu, ‘İdari Yokluğa Teşebbüs’ kapsamına girer.”

Selim K. odanın daraldığını hissetti. “Peki ne yapmam gerekiyor? Ceza mı ödeyeceğim?”

Memur, masanın üzerindeki devasa dosya yığınından birini çekip aldı ve Selim’in önüne fırlattı. Dosyadan tozlar havalandı.

“Keşke o kadar basit olsaydı,” dedi memur. “Suskunluğunuz kayıtlara geçti bir kere. O 44 dakikalık sessizliği doldurmanız gerekiyor. Bu formu alacaksınız. O gün, o dakikalar içinde söyleyebileceğiniz ama söylemediğiniz her kelimeyi, her cümleyi, her anlamsız sesi buraya yazacaksınız. Sessizliğin hacmini kelimelerle eşitlemeniz lazım.”

“Ama bu imkânsız!” diye bağırdı Selim K. “Söylemediğim şeyleri nasıl bilebilirim? Aklımdan hiçbir şey geçmiyordu!”

Memur, kalemini yavaşça masaya vurdu. Odanın içindeki sessizlik bir anlığına yoğunlaştı, neredeyse elle tutulur hale geldi.

“Düşünmemek… İşte en büyük suç,” dedi memur fısıldar gibi. “Formu doldurmadan bu binadan çıkış izniniz yok. Eğer sessizliğin içini dolduramazsanız, idare o sessizliği alır ve sizi içine hapseder. Prosedür böyledir.”

Selim K., önündeki sonsuz beyaz sayfalarla dolu dosyaya baktı. Kalemi eline aldı. Eli havada asılı kaldı. Yazacak hiçbir şeyi yoktu. Ve yazmadığı her saniye, odaya yeni bir sessizlik ekleniyor, borcu katlanarak büyüyordu. Memur ise tekrar önündeki boş kâğıda dönmüş, hiç kıpırdamadan bekliyordu.

Selim K., o an anlamıştı. Bu bina, bu şehir, bu memur; hepsi aslında devasa bir sessizliğin gürültüsünden ibaretti. Ve o, artık bu gürültünün içinde ebediyen susmaya mahkumdu.

Kalem, kâğıda değmedi.

Bu Eseri Paylaş:

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.
  • Aynomi
    1 ay önce

    Hem hikaye hem görsel çok başarılı olmuş. Kaleminize ruhunuza sağlık Ümit Hocam 👏

    yorum beğen

Sıradaki içerik:

SUSKUNLUK-ÜMİT ATMACA

deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co

Geleceği oluşturacak her yeni günün bir öncekinden daha güzel, arzularına uygun ve seni mutlu edecek şekilde olmasını dilerim. 2026 sana uğur getirsin!