sv

SENDEN HABERSİZ SENİ SEVDİM-SÜREYYA GEÇİCİ

22 Mart 2026 09:17

Hiç unutmam… Bir arkadaşım mesaj atmıştı. Duraktayken beni otobüste görmüş. Başımı cama dayamışım, sokağı izliyormuşum.
Bense onu görmemişim. Dalmışım düşler ülkesine.
“Öyle güzel, öyle huzurlu görünüyordun ki…”
Mesajı okuduğumda çok üstünde durmamıştım. Senden bihaberdim. Bilseydim varlığına yorardım. Bir bahar sabahıydı. Mart ayı… Kuşlar ötüyor, çiçekler açıyor… Benden etrafa yansıyan dinginliğimi havanın güzelliğine, kuşların kulaklarımızı dolduran cıvıltısına, çiçeklerin ruhumuzu mest eden kokusuna yordum.
“Aklım başımda duman
İlk aşkım
İlk heyecan.”
İşte o günler senin kalbime, ruhuma yolculuğa çıkışının ilk günleriymiş.
Kendinden bu kadar habersiz olmak ta ayrı bir yetenek tabi. Bu olayın üzerinden iki ay geçmiş olmalıydı. Başımı kaldıramıyorum. Sürekli uyuyorum. Acaba hasta mı oldum diye üzülmekteyim. Ama hala halimi havalara yoruyorum. Seni gördüğüm o ilk gün…Bir pazar günüydü. Üniversite sınavı vardı. Onu bile hatırlıyorum…. Ekranda seni görünce attığım kahkaha… Herkesi neşeye boğdum. Ne kadar o halde kaldık bilmem ama herkes için güzel bir gündü. Dünyamızı güzelleştiriverdin. Bana senin siyah beyaz bir fotoğrafını verdiler. Artık varlığından haberim vardı. Tam üç ay olmuş sen yola çıkalı. Hayretler içerisindeydim. Dünyam değişiverdi , artık sadece sen ve ben vardık. Ortalık yansa yıkılsa umrum değil. Babanı dahi unuttum, öyle bir paralel evrene geçiş.
Aklım hep sende, sohbetim hep senle. Benim canımsın işte. Beklediğimsin. Bir de defter alıyorum. İlk sayfasına resmini yapıştırıyorum. Romantik kadınım sonuçta. Aklıma geldikçe oraya notlar alıyorum. Senle neler yaparız. Hayatın senle olacak güzelliğinden bahsedip duruyorum. Senli hayallerimden.
Daha önce aynı sevgiyi yaşamış kadınların her sözüne kulak kesiliyorum. En doğrusu nasıl olmalı acaba diye. Bazıları diyor ki çok ye kilo al yarasın. Doktorlar az kilo iyidir dese de ben yedikçe yiyorum. Hayatım yemek ve uykudan ibaret. Hayatımın en güzel uykularını uyuyorum. İştahım da bir yerinde ki sorma; kırk dört kiloyken oluyorum doksan. Bende bir tane daha var sanki. Umurumda mı? Bir arkadaşım diyor ki; “Boyun mu uzadı senin.” Enlemesine mi boylamasına mı genişlemekteyim hiç bilmiyorum. Sokakta beni gören iki kadın bana laf atıyor. “Çok şugarsın.” Lavaboda aynanın karşısına geçiyorum, tombiş yanaklarım al al olmuş. Saçlarım dalgalı ve pasparlak. Haklılar şugarım. Yalnız bazı kadınlar benim o halimi görünce; “Allah kurtasın” diyorlar da pek garipsiyorum onların dediklerini. İçimden “Deli mi bunlar?” diyorum. Kurtarılacak ne var ki? Vakit geldiğinde öğreneceğim bu duanın sebebini ama daha zamanı var . Gelmene bir ay kala alışveriş faslı başlıyor. Bir yerde okumuştum. Kırmızı renk en hızlı renkmiş. Çabuk görülürmüş. Kırmızı renkli kıyafetler alıyorum. İlk karşılaşacağımız gün için. Beni hemen gör istiyorum. Beni görünce güzel bul istiyorum.
O gün gelip çattığında sanki devlet ihalesine gireceğim elimde evraklar oradan oraya koşturuyorum. Şimdi düşünüyorum da o heyecan neler yaptırmış bana, onlar koştururken ben bekleyebilirdim. Ben oradan oraya koştururken onlar beni izliyor. Onlar kim mi baban ve annem.
Ve beni tek başıma içeri alıyorlar. Ben seni alıp onların yanına geleceğim. Asansörde iki kişiyiz. Gençten bir kadın daha var. O da canıyla buluşacakmış. Benim gibi heyecanlı. Başımıza geleceklerden habersiz birbirimize gülümsüyoruz. Asansör kaplumbağa hızında kata çıkıyor. Kapı açıldığında başka kadınları görüyoruz. Ortalık savaş yeri. Gözleri kan çanağı olmuş bir kadın feryat figan içinde, oralı olan yok. Sanki birisi ölmüşte ağıt çığırıyor. Benim moral yere yapışıyor. Ketumluğum üstümde belli etmiyorum. Sancı bastırınca derin kısa kesik nefesler alıyorum. Bir ara bırakıyorum kendimi “Aman Tanrım aynı ses benden de çıkmasın mı?” Hemen toparlıyorum kendimi. Seyrettiğim filmler işe yarıyor. Nefes al nefes ver. Kısa kısa. Yanımdaki kadınla yollarımız ayrılıyor. Ertesi gün tekrar karşılacağız. “Hani” diyorum “seninki nerede” seni mutlulukla gösterirken. “Korktum” diyor korkunca sancı kaçarmış meğer. Öğreniyorum. Seninle buluşma heyecanından aklıma korkmak dahi gelmemiş. Yıllardır hazırım bu an için yaşamışım.
Duvardaki saat gecenin üçü olmuşken; seni benden alıp yıkayıp sarmalıyorlar. İlk ayrılığımız. Bu bölüm filmlerdeki gibi değil işte. Kimse romantik şekilde bebeği sana uzatmıyor. Arkada çalan fon müziği de yok. Ağlama sesini de duymuyorum. Halbuki öyle olması gerekmiyor muydu? Senin için ilk endişelenişim. Hapşırıyorsun. Hayatımda duyduğum en rahatlatıcı ses. Tekerlekli sandalye ile hemşire içeri giriyor. Onun yardımıyla sandalyeye oturuyorum. Seni kucağıma yerleştiriyor. Kızıl saçlı tombiş bir oğlansın. O kadar yemeler boşa gitmemiş. Koridorda doktorla karşılaşıyoruz sana bakıp seni bir sevişi var ki? İçimden bir canavar sesleniyor;
“O kadar bebek görüyor hala doymamış bebeklere?” İlk kıskançlığım.
Bir de bir sıraya giriyoruz ki sorma. Filmin en dramatik sahnesi bu oluyor. Topuğunu sıkıp kan almaya çalışan hemşireyi izlerken bir katilin soğukkanlılığına bürünmüş olabilirim. Babanla duygusal çöküşteyiz. Ağlasan ağlayacağız. Sen habersiz masumca duruyorsun. Hayatım boyunca senin üzüleceklerine daha fazla üzüleceğim, sevinçlerini daha coşkulu karşılayacağım. Bu senli filmin ilk fragmanları. Şükür bu sahne çabuk bitiyor.
Şükürlerim ise hiçbitmiyor.

Şükür.

Ama öyle böyle değil.

Kadın oluşuma, sana, bu mucizeye…

Hepsine.

Bu Eseri Paylaş:

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki içerik:

SENDEN HABERSİZ SENİ SEVDİM-SÜREYYA GEÇİCİ

deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co

“Bazı kelimeler karanlıkta anlam kazanır.”