
Türkiye’de futbol asla sadece futbol değildir; bazen bir milli mutabakat zemini, bazen de ekonomik bir fırtınanın habercisidir. Tarih tekerrürden ibaret derler ya, Türk futbolu ve ekonomisi arasındaki o tuhaf, karanlık korelasyonu düşününce insanın tüyleri ürpermiyor değil.
Hafızalarımızı tazeleyelim:
Galatasaray, 17 Mayıs 2000’de Kopenhag’da UEFA Kupası’nı kaldırıp Türkiye’yi sokağa döktüğünde, aslında bir devrin kapanışını kutluyorduk. O büyük zaferin hemen ardından, 2001 Şubat’ında Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden biri patlak verdi. Gecelik faizlerin %7500’leri gördüğü, anayasa fırlatma krizleriyle doların bir gecede ikiye katlandığı o meşum dönem… Sanki Avrupa’nın zirvesine çıkmanın bedeli, cüzdanlarımızdaki paranın erimesiydi.
Uzak Doğu’da İlhan Mansız’ın altın golüyle Kore’yi, Senegal’i devirip dünya üçüncüsü olduğumuzda, göğsümüz kabarmış, “Biz bitti demeden bitmez” demiştik. Ancak sahadaki o devleşme, piyasalardaki yangını söndürmeye yetmedi. 2001 krizinin artçı şokları ve yapısal dönüşümün sancıları, o büyük sportif başarının gölgesinde halkın üzerine binmeye devam etti.
Şimdi, tam 24 yıllık bir hasretin ardından yeniden Dünya Kupası sahnesindeyiz. Sokaklarda yine o tanıdık heyecan, bayrakçılar köşebaşlarında yerini aldı. Ancak akıllarda hep aynı soru: “Yine mi?”
Ekonomik parametrelerin hassas bir dengede ilerlediği, enflasyonun ve kur hareketliliğinin gündemden düşmediği bugünlerde, futbolun bu “kriz getiren zafer” imajı bir şehir efsanesinden fazlasını hissettiriyor. Peki, bu sefer bizi ne bekliyor?
Piyasa ve Moral Motivasyonu: Bir görüşe göre, büyük sportif başarılar tüketimi artırır, toplumsal morali yükseltir ve yabancı yatırımcının ülkeye bakışını (soft power) olumlu etkiler.
Gizlenen Gerçekler: Diğer görüş ise daha karamsar; futbolun bir “afyon” gibi kullanılıp, sahadaki gollerle geçici bir mutluluk yaratılırken, arka planda biriken ekonomik yapısal sorunların üzerinin örtüldüğünü savunuyor.
Tarihsel örnekler (2000 ve 2002) bize gösteriyor ki, Türkiye’de ne zaman sahada devleşsek, masada bir şeyler eksiliyor. Ancak şunu unutmamak gerek: Korelasyon her zaman nedensellik değildir. 2001 krizini hazırlayan sebepler Galatasaray’ın pas trafiği değil, bankacılık sistemindeki zafiyetlerdi.
Yine de Türk insanının sağduyusu, “Bir gol atsak da biraz gülsek” derken, diğer gözüyle de döviz kurunu takip etmeyi ihmal etmiyor. Umalım ki bu sefer 24 yıllık hasret bittiğinde, kupa zaferiyle gelen sadece mutluluk olsun; kriz değil.
Çünkü bu millet, sevinç çığlıklarının ardından gelen fatura ödeme dönemlerinden yoruldu. Sahada kazanalım, ama cüzdanda kaybetmeyelim.
Başarı mı Lanet mi? – Oğuzhan Öcal
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co
“Bazı kelimeler karanlıkta anlam kazanır.”
Yorum Yaz