sv

LEYLA’DAN MECNUN’A MEKTUP VAR 2 – ZEYNEP KIVANÇ

16 Ekim 2026 13:56

Kays’ıma… Çölümün sessiz yarsı.

Kays’ım…

Bu mektubu sana hangi rüzgâr ulaştırır, hangi kum tanesi yolunu gösterir, bilmiyorum. Bildiğim tek şey, senden ayrı geçen her günün ömrümden kopardığı bir parça olduğu… Geceleri başımı yastığa koyduğumda gözlerimi kapatamıyorum. Çünkü gözlerimi her kapayışımda seni görüyor, açtığımda ise yokluğunla yeniden baş başa kalıyorum.

Seni arıyorlarmış Kays’ım. Çölün her köşesinde seni arayanlar varmış. Ailenin yüreği, senden haber alamadıkça korkuyla kavruluyormuş. Seni bir kum tepesinin ardında cansız yatarken düşünmek bile onların yüreğine ateş düşürüyormuş. Ah, bir bilseler benim yüreğim her gün kaç kez ölüp diriliyor! Senin hayatta olup olmadığını bilmeden yaşamak, nefes alırken içten içe tükenmekmiş meğer.

Bugün hizmetçim geldi yanıma. Artık hizmetimde olmadığını, seni bulduğunu anlattı bana. Saçlarının uzadığını, gözlerinin çukurlarına çekildiğini, üstünün başının perişan olduğunu söyledi. Bir çocuğun seni kayalıkların arasında görünce korkup kaçtığını, ardından kendisinin de senin bulunduğun yere geldiğini anlattı. Seni görememiş ama orada olduğunu anlamış. Sonra sana seslenmiş…

Kays! Kays!

Ah, sevdiğim… Senin adını bir başkasının ağzından duymak bile kalbimi yerinden sökecekmiş gibi çarptırdı. Hizmetçim, sesini duyduğunu ve saklandığın yerden ona cevap verdiğini söyledi. Demek hayattasın Kays’ım! Demek hâlâ aynı göğün altında nefes alıyorsun!

O an sana koşup gelmek, ayaklarına kapanmak, ellerini avuçlarımın arasına alıp yüzüne bakmak istedim. Fakat aramızdaki yollar yalnızca kumlarla değil, insanların öfkeleriyle, yasaklarla ve korkularla da örtülü. Ben bu evin içinde, sen uçsuz bucaksız çöllerde esirken, ikimiz de başka başka zindanlarda yaşıyoruz.

Hizmetçim sana evimizin yolunu tarif etmiş. Bahçesi geniş, kuyusu olan, ağaçlığın yanındaki ev… Sen artık nerede olduğumu biliyorsun Kays’ım. Fakat bilmeni istediğim başka şeyler de var. Ben eskisi gibi değilim. Evimin duvarları üzerime üzerime geliyor. Herkes beni görüyor ama kimse içimde neler olup bittiğini bilmiyor. Gündüzleri susuyorum, geceleri senin adını içimden binlerce kez tekrarlıyorum. Bazen bahçeye çıkıp ağaçların arasından gökyüzüne bakıyorum. Belki sen de aynı gökyüzüne bakıyorsundur diye…

Seher vakitleri benim için artık başka bir anlam taşıyor. Herkes uykudayken bahçeye çıkıyor, çiğ düşmüş toprağın üzerinde yavaşça yürüyorum. Sabahın ilk ışıkları dalların arasından süzülürken gözlerim istemsizce kayalıklara çevriliyor. Bir gün orada seni göreceğime inanmak istiyorum. Uzaktan bile olsa yüzünü görsem, bir anlığına göz göze gelsek, belki aylarca biriktirdiğim hasretim diner sanıyorum. Sonra bunun yalnızca bir an süreceğini düşünüp yeniden korkuyorum. Çünkü seni bir kere görüp de yanına gelememek, seni hiç görmemekten daha mı acı olur, bilmiyorum.

Kays’ım, seni bana anlatırken hizmetçimin sesi titremiş. Gözyaşlarını saklamaya çalışmış ama başaramamış. Neden ağladığını sormamışsın belki, fakat ben tahmin edebiliyorum. Seni o hâlde görmek, senin uğruna nasıl bir hayatı geride bıraktığını anlamak kolay değildir. Ben de kendimi affedemiyorum. Sen çöllerde benim hasretimle yanarken ben burada, adını bile yüksek sesle söylemekten çekinerek yaşıyorum.

Oysa bil ki ben de her gece seninle konuşuyorum. Kimse duymuyor sesimi. Sana söyleyemediklerimi karanlığa anlatıyorum.

Kays’ım, sen benim yalnızca sevdiğim adam değilsin; sen benim içimde hiç susmayan bir duamsın.

Bazen düşünüyorum da, keşke bir kuş olsaydım. Kanatlarımı çölün üzerine gerip seni bulana kadar uçsaydım. Ne kabilelerin öfkesi durdurabilirdi beni ne de insanların koyduğu sınırlar… Konardım yanına, başımı omzuna yaslar, sana yalnızca şunu söylerdim: “Ben geldim Kays’ım, artık yalnız değilsin.”

Ama ben bir kuş değilim. Ben, penceresinden çölü seyreden, bahçesindeki her gölgeyi sana benzeten Leyla’yım.

Yarın yine seher vakti bahçeye çıkacağım. Belki sen de uzaktaki kayalıkların ardından beni seyredeceksin. Belki gözlerimiz birbirini bulacak, belki de aramıza yine mesafeler girecek. Yine de gel sevdiğim. Seni görmekten korkmuyorum. Ben asıl, bir gün seni hiç görememekten korkuyorum.

Eğer beni görürsen, sakın perişan hâline bakıp gözlerini benden kaçırma. Ben seni eski güzel günlerimizdeki hâlinle de seviyorum, bugün çöllerin yorgunluğunu taşıyan hâlinle de… Saçlarına düşen tozu, yüzüne çöken hüznü, gözlerinde biriken yaşı da seviyorum. Çünkü hepsinin ardında benim Kays’ım var. Benim bir zamanlar gözlerime bakıp sustuğum, sustukça daha çok sevdiğim Kays’ım…

Olur da birbirimize kavuşamazsak, bil ki ben seni beklemekten vazgeçmeyeceğim. İnsan bazen sevdiğine kavuşamaz ama onu sevmekten de vazgeçemezmiş. Ben bunu senden ayrı kaldığım günlerde öğrendim.

Şimdi geceyi dinliyorum. Rüzgâr bahçedeki ağaçların dallarını usulca sallıyor. Belki bu rüzgâr birazdan sana da uğrar. Eğer yüzüne dokunursa, bil ki o dokunuşta benim hasretim var. Eğer kulağına bir fısıltı bırakırsa, sakın başka bir ses sanma.

O, Leyla’nın sesidir Kays’ım.

Sana kavuşamadığım her gece, seni biraz daha içimde büyütüyorum. İçimde büyüyen bu sevdanın altında ezilsem bile, senden vazgeçmiyorum.

Seherde gözlerim yollarda, gecelerde dualarım seninle…

Seni göremediğim her gün biraz daha eksilen,

Seni unutamadığım her gece yeniden doğan,

Leyla’n.

Bu Eseri Paylaş:

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki içerik:

LEYLA’DAN MECNUN’A MEKTUP VAR 2 – ZEYNEP KIVANÇ

deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co