sv

CEMİL ABİ-EMRE AYDIN (17 AĞUSTOS UN ANISINA SAYGIYLA)

17 Ağustos 2026 07:17

CEMİL ABİ17

 Boş günüm olmuştu o Çarşamba günü kendime vakit ayırdım. İstanbul’da gezmeyi görmeyi en çok sevdiğim Süleymaniye Camii’ne gitmiştim. Önce avlusunda dolaştım, eşsiz İstanbul manzarasına baktım doya doya sonra içeri girdim, eşsiz güzelliğe bakmaya doyamadım. Mimar Sinan’ın “kalfalık eserim” dediği mimari şaheser kimin acaba, camiyi yaptıran Sultan Süleyman’ın mı yoksa camiyi yapan Mimar Sinan’ın 1577 yılından bugüne kadar ayakta duran bu mimari eser.

Süleymaniye Camisini dolaştıktan sonra Vefa’ya gittim. Ünlü Vefa Bozacısı’ndan boza ve leblebi alıp yedikten sonra yukarı Vezneciler tarafına giderken önüme çıkan kahvehaneye girdim. Kahve çok kalabalık değildi boş masaya geçip çaycıdan bir çay ve su istedim. Çaycı Dayı elinde çay ve suyu getirdi, “Hoş geldin yeğenim, afiyet olsun” diyerek masama bıraktı elindekileri. Çayımı içerken yanıma iki genç gelip oturdular. “Halit Abi bize iki çay verir misin” diye seslendi içlerinden biri. Başladılar sohbet etmeye kulak misafiri oldum konuşmalarında Cemil Abi’den bahsediyorlardı. Son durumu kötü diyorlardı, inşallah atlatır bitirir artık diyorlardı. İyice kulak kabarttım konuşmalarına ve dayanamadım elimde çay ile masalarına oturdum.

“Ben yazar K.” diyerek kendimi tanıttım önce. “Cemil Abinizden bahsediyorsunuz kulak misafiri oldum merak ettim anlatır mısınız bana da” dedim. Tabii ki diyerek önce kendilerini tanıttılar1217 Ercan’dı birisi diğeri Süleyman. Çaylarımız bitmişti o esnada başlamadan önce çayları yenilemek lazım dedim bende üç çay istedim çaycı dayıdan geldi çaylarımız Ercan başladı anlatmaya ve not defterimi çıkararak yazmaya başladım.

“Cemil Abi az aşağıdaki fırının sahibi Hasan Amca ile Nazife Teyze’nin tek çocukları. Uzun yıllardır çocukları olmuyormuş ve en sonunda Allah’ da yüzlerine bakmış bir oğulları olmuş adı Cemil. Cemil Abi uzun yıllar sonra olduğu için Hasan Amca ile Nazife Teyze el bebek gül bebek büyütmüşler. Tabii bunları mahallemizin büyüklerinden öğrendik. Ama hırçın, kavgacı mangalda kül bırakmayan biriymiş çocukken de gençken de. Çok kavgalara karışmış, çok kafa göz yarmış tabi kendisinin de yarılmış. Neyse iyi futbolcuymuş zamanında lise yıllarında Vefaspor’da oynamış ama üniversiteyi kazanıp Ankara’ya gidince futbolu bırakmak zorunda kalmış. Çok fanatik Fenerbahçeliydi hatta öyle ki Fenerbahçe yenildiği zaman kimse ile konuşmazdı.

Cemil Abi üniversiteyi bitirince mahalleye geri döndü ve bir işe girip çalışmaya başladı beyaz yakalı olarak. İş yerinde tanıştığı Leyla Yenge ile üç yıl sonra evlendi. Evlendikten sonra buralardan taşındı gitti ama bağı hiç kopmadı. Her hafta sonu mutlaka gelirdi Hasan Amca ile Nazife Teyze’nin yanına uğrar, Mahalledeki arkadaşları ile buluşurdu. Biz de denk gelirdik bazen bizi gördüğünde mutlaka hal hatır sorar, bir ihtiyacımız olup olmadığını sorardı Cemil Abi. Çok iyiliğini gördük hakkını ödeyemeyiz. Sorması bile bizim için önemliydi.

11 Ağustos 1999’da çok büyük bir güneş tutulması yaşamıştık. Gündüz vakti bir anda hava kararmış bizde gökyüzüne bakıyorduk. Bu doğa olayını ağzımız açık izlemiştik belki bir daha ne zaman görecektik ama altı gün sonra olacakları bir daha hiç unutmayacaktık. 17 Ağustos 1999 saat 03:02’de Cemil Abi’nin hayatının altüst olduğu zaman. Cemil Abi işinden dolayı Avcılar’a taşınmıştı 1 yıl önce. O günü hiç unutmuyorum kolay da unutulmazdı. 45 saniye boyunca sallandık dışarı zor atmıştık kendimizi. Çok şükür mahallemizde büyük yıkıntı olmadı, ufak tefek hasarlarla geçmişti. Ama en büyüğü Cemil Abi yaşamıştı. Deprem İstanbul’da en çok Avcılar bölgesini vurmuştu. Leyla Yenge ile 1 yaşındaki kızları Nazife Sultan göçük altında can vermişlerdi. Cemil Abi’de göçük altında kalmış ama o sağ kurtarılmıştı arama kurtarma ekipleri tarafından.

Depremin üzerinden iki yıl geçmişti. Cemil Abi o süre zarfında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesinde tedavi görmüştü. Deprem dağ gibi adamı un ufak etmişti. 1.90 boy 85 kilo adam erimişti resmen. Saçları, sakalları bembeyaz olmuş, hafif kamburu çıkmış ve boş gözlerle etrafa bakıyor kimseyle konuşmuyordu. Sadece kendi kendine konuşuyordu dediklerine göre söyledikleri anlaşılmıyordu. Hasan Amca ile Nazife Teyze çok uğraştılar ama başaramadılar bir türlü dünyaya geri getirmek için Cemil Abi’yi.

Ya işte böyle abi Cemil Abi’nin hikayesi şu aşağıdaki fırına git, kapısında sandalye öylece oturur ve gözlerle sağa sola bakar “

diyerek bitirdi sohbeti Ercan. Teşekkür ettim ve çayların parasını ödedim kahveden çıktım.

Gençlerin tarif ettiği yöne doğru gidip fırına ulaştım. Uzaktan baktım içeri girmeden kapının önünde bir adam sandalyede oturmuş boş gözleriyle sağa sola bakıyordu. Saçları, sakalları uzun, bembeyaz ve dağınıktı. Üzüldüm haline böyle bir acıyı yaşamayan bilemezdi. Sonra yavaş yavaş fırının kapısına geldim Cemil Abi’ye bakarak “Selamünaleyküm” dedim ve “Aleykümselam” dedi.

17 Ağustos depreminin yaktığı canlardan biriydi. Depremin üzerinden 15 yıl geçmiş sonra bu olayları öğrenmiştim ve bir yerlere not almıştım. Bu sene depremin 27. Senesi, zerre gram akıllanmadık ve akıllanmayacağız da. En son Hatay ve Kahramanmaraş depremlerinde de gördük maalesef.

 

 

Bu Eseri Paylaş:

etiketlerETİKETLER

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki içerik:

CEMİL ABİ-EMRE AYDIN (17 AĞUSTOS UN ANISINA SAYGIYLA)

deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co