
Küçük Bir Dünyaya Yolculuk
“Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir. Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar…”
Serap Ergün’ün Okyanusu Aşmak kitabı bu cümleyle başlıyor. Gerçekten de kitap, bir yolculuğun hikâyesi. Ancak bu yolculuk yalnızca denizleri aşan bir geminin yolculuğu değil; alışılmış hayatın dışına çıkmanın, bilinmeyene cesaret etmenin ve insanı hiç tanımadığı bir dünyanın içinde yeniden keşfetmenin yolculuğu.
Emekli olduktan sonra bir arkadaş sohbetinde ortaya çıkan “gemide çalışmak” fikri, Serap Ergün için önce bir düşünceden ibaret. Fakat o düşünceyi hayata geçirmek için eğitimlerden geçiyor, zorlu sınavları başarıyla tamamlıyor ve gemi adamı belgesini alıyor. Böylece kendisini erkeklerin ağırlıkta olduğu, çalışma koşulları son derece zor bir dünyanın içinde buluyor. Görevi ise aşçıbaşılık.
Gemiye ilk çıktığında karşılaştığı mutfak manzarası onu hayal kırıklığına uğratıyor. Fakat gemi çalışanlarının onu sıcak karşılaması, “gitme” demeleri, bu yolculuğun yalnızca bir iş olmayacağının ilk işaretini veriyor. Kalıyor. Ve zamanla gemide çalışan insanlarla arasında güçlü bir bağ oluşuyor.
Gemi, kitabın ilerleyen sayfalarında yalnızca insanların çalıştığı bir yer olmaktan çıkıyor. Kendi kuralları, kendi alışkanlıkları, kendi çatışmaları ve dayanışmaları olan küçük bir dünyaya dönüşüyor.
Bu dünyadaki insanların hayatlarına karada yaşayan birinin gözünden bakmak oldukça çarpıcı. Kimi ailesinden ve evinden uzak, kimi henüz genç ve evlenebilmek için para biriktiriyor, kimi hayatında düzen kurmakta zorlanıyor. Alkol, uyuşturucu, küfürlü konuşmalar ve ağır çalışma koşulları bu dünyanın karanlık tarafını oluşturuyor. Fakat bir yandan da birbirlerine tutunuyor, aynı sofrayı paylaşıyor ve uzun süre aynı geminin içinde hayatlarını sürdürüyorlar.
Serap Ergün’ün mutfağa getirdiği temizlik ve düzen ise kitabın en anlamlı ayrıntılarından biri. Çünkü değişen yalnızca mutfak olmuyor. Bir mutfağın temizlenmesi, yemeklerin düzenli hazırlanması, sarma ve kek gibi ev yemeklerinin yapılması, gemide yaşayan insanların hayatına da küçük bir düzen ve sıcaklık getiriyor. Bir bakıma mutfak, karadaki evin yerine geçiyor.
Belki de Okyanusu Aşmak’ın en güzel taraflarından biri burada ortaya çıkıyor: İnsanların yalnızca nerede çalıştıklarını değil, nasıl yaşadıklarını gösteriyor.
Ben gemilerde çalışan insanları daha önce hiç böyle düşünmemiştim. Sanki onlar uzakta, kendi dünyalarında yaşayan, bizim hayatımıza hiç değmeyen insanlar gibiydiler. Oysa Serap Ergün’ün kitabıyla birlikte o geminin içine giriyor, mutfağı görüyor, çalışanları tanıyor, onların yorgunluklarına, özlemlerine, alışkanlıklarına ve birbirlerine tutunma biçimlerine tanıklık ediyoruz.
Ve bir süre sonra geminin yalnızca denizin üzerinde ilerleyen bir araç olmadığını fark ediyoruz. O gemi, birbirlerine sığınak olmuş insanların küçük dünyası.
Kitabın bir başka dikkat çekici yanı da Serap Ergün’ün yaşadıklarını yalnızca anlatmakla yetinmemesi. Yolculuğunu edebiyatla ve felsefeyle besliyor; okuduğu kitaplardan, yazar ve düşünürlerden söz ediyor. Böylece kişisel deneyim, zaman zaman hayat üzerine düşünmeye dönüşüyor. Yaşananlar yalnızca “ne oldu?” sorusuyla değil, “insan neden böyle yaşar, neye tutunur, düzenini nasıl kurar?” sorularıyla da anlam kazanıyor.
Okyanusu Aşmak, adından da anlaşılacağı gibi bir okyanusu aşma hikâyesi. Fakat kitabı okurken insan, asıl aşılması gereken mesafenin denizle kara arasındaki mesafe olmadığını düşünüyor. Bazen insanın kendi sınırlarını aşması, alıştığı hayatın dışına çıkması ve “Ben bunu yapabilir miyim?” sorusuna rağmen yola çıkması gerekiyor.
Serap Ergün bunu yapıyor.
Ve bize de daha önce hiç merak etmediğimiz bir dünyanın kapısını açıyor.
Belki de kitabın en güzel armağanı bu: Bizi okyanusun ötesine değil, başka insanların hayatlarına götürmesi.
“Bilinmezlere doğru yola çıkmıştım da, bu kadar çok bilinmezin daha adımımı atar atmaz ortaya çıkması, ‘dakika bir, gol bir’ değil, ilk dakikada kaleme atılmış dört gol gibiydi. Okyanusun ortasında bir başıma kalmış gibiydim, dev dalgalar beni yutuyordu adeta. Bir geminin böylesine kötü olabileceğine ihtimal bile vermemiştim. İnip gitmeliydim… İnmeliydim bu gemiden bir an önce… İnmeliydim… Denize açılmadan… Durmayan bir öksürük kriziyle iki büklüm olmuş halde kendimi açık havaya, kıç tarafına zor attım. Öğürmeler ve boğulurcasına süren öksürükler kesilip nefesim normale dönene kadar orada öylece oturdum. Düşünmeli ve kararımı vermeliydim. Geminin denize açıldıktan kaç gün sonra tekrar karaya varacağına dair hiçbir fikrim yoktu, sonradan pişman olmak istemiyordum. Gözümün önüne Süvari Hanım’ın yalvaran gözlerle bakıp “Açız!” demesi, sıcak yemeğin müjdesini alınca gönül rahatlığıyla kamarasına dinlenmeye geçmesi geldi. Böyle durumlarda annelik duygusu ağır basıyor galiba. Ne de çabuk sahiplenmiştim onları. İnmek fikrinden vazgeçip işe koyulmaya karar verdim. Ayrıca, onlar katlanabiliyorsa ben de katlanabilirdim. İlk günden pes etmek de ne demekti? Aşılacak bir okyanus vardı. Ya onu aşacak ya da dev dalgalarına teslim olacaktım. Ben, okyanusumu aşmaya kararlıydım.”
Kitap Adı:Okyanusu Aşmak
Yazar:Serap Ergun
Yayınevi:40 Kitap
Hamur Tipi:2. Hamur
Sayfa Sayısı:140
Ebat:13 x 21,5
İlk Baskı Yılı:2023
OKYANUSU AŞMAK-SERAP ERGUN
Yorum Yaz