
İlk Cümle Neden Bu Kadar Önemlidir?
Bir kitabı elimize aldığımızda ilk yaptığımız şey genellikle arka kapağı okumak olur. Ardından kapağı açar ve ilk cümleyle tanışırız. Bu ilk cümle, bazen bizi hemen kendine çeker, merak uyandırır ya da hiçbir duygu hissettirmez.
İlk cümlenin “büyük” ya da gösterişli olması gerekmez. Ancak mutlaka bir ufuk açmalıdır. Sait Faik birçok öyküsünde bu etkinin altını çizerken Oğuz Atay daha sarsıcı bir giriş tercih eder. Tomris Uyar ise çoğu zaman sıradan görünen detaylarda derin yalnızlıkları saklar. Demek ki mesele cümlenin uzunluğunda veya gösterişliliğinde değil, okurun zihnine bir soru bırakabilmesindedir. Çünkü okur genellikle meraktan ikinci cümleye geçer.
Okuyucu olarak öncelikle şu soruları soralım; Bu cümle bana ne sunuyor? Bu sesin izini sürmek ister miyim? Bu metin bana bilinenleri mi sunacak, yoksa yeni bir pencere mi açacak? İyi bir okuma serüveni, bu soruları sormakla başlayabilir.
İlk cümle, hikâyenin tamamını anlatmak zorunda değildir. Edebiyatın gücü, her detayı sunmasında değil; okurun hayal gücünü harekete geçirecek boşluklar bırakmasındadır.
Yakın Okuma Atölyesinde :Metni okumadan önce duracağız, ilk cümleye yeniden bakacağız, bizlere ne söylediğini değil, ne vaat ettiğini anlamaya çalışacağız. Çünkü bazen kitabın tüm ruhu, bu satırda gizlidir.
Bu Haftanın Okuma Alıştırması: Sevdiğiniz bir kitabı raflardan alın ve sadece ilk cümlesini okuyun. Sonra kitabı kapatın ve kendinize şu soruyu sorun:
Bu cümle bana ne vaat ediyor?
İkinci cümleyi neden okumak isterim?
Soruların doğru ya da yanlış cevaplarını aramıyoruz. Yakın okuma, doğruya cevaba ulaşmak değil; doğru soruları sormayı öğrenmektir.
Bir sonraki atölyede ilk paragrafın bize bir roman ya da öykü hakkında neler söyleyebileceğini beraber inceleyeceğiz.
Bu hafta sadece ilk cümleleri inceleyeceğiz. Acele etmeden yorumlayalım; çünkü bir metin bazen ilk cümlesinin anlamını ikinci ya da üçüncü sayfada açığa çıkarır. Bunu önümüzdeki hafta birlikte keşfedeceğiz.
YAKIN OKUMA ATÖLYESİ-ATÖLYE 1
Yorum Yaz