
NORVEÇ FİYORTLARI – 2
Gemideki dördüncü günümüzün sabahı rehberimizle sözleştiğimiz yerde, saat 08.00’de buluşuyoruz. Kahvaltılar erkenden yapıldı, öğle atıştırmalıkları çantalara yerleştirildi, şimdi karaya çıkma zamanı. Bu bir “teknik duruş”muş. Bir saat içinde limandan ayrılacakmış gemimiz. Bizimle birlikte iki-üç grup gemiden iniyor, o da özel izinle; kalanlara manzarayı güverteden ya da kamaralardan izlemek düşüyor.
Karaya adım atar atmaz 244 kişinin yaşadığı bu minik Helleseylt Köyü’nün (kelime anlamı “kutsal sulak alan” demekmiş) görkemli şelalesi uğuldayan sesiyle “Günaydın!..” diyor, biz gezginlere. Biraz sağa adımlıyoruz, köprü üzerinden hatıra fotoğraflarımızı indiriveriyoruz ışık hızında. Fiyort ve şelale iç içe burada. Köprünün üzerindeyiz, sağım şelale, solum gemi; önüm, arkam sobe. “Haydi,” diyor rehberimiz, hücum ediyoruz bizler de otobüse. Bizden sora gemimiz de hareket edecek, biliyoruz, onunla yolumuz akşamüzeri Geiranger’de kesişecek ve oradan tekrar bineceğiz.
Storfjord Fiyordu’nun iki köyünden ilkini geride bırakıyor, yol üzerinde bir taş köprüde mola veriyoruz. 1800’lerden kalan bu köprüde ilginç bir delikli taşla yolumuz kesişiyor. Köprü duvarına bitişik bir taş bu, adı Hamile Taşı. Rivayet odur ki vakti zamanında evlenmek isteyen delikanlılar, aday genç kızların bu delikten geçmelerini isterlermiş, eğer geçerlerse ne âlâ; geçemezlerse, hamile olduklarına hükmederler, evlenmezlermiş. İlginç! Burada fotoğrafları, selfileri havalarda uçuşturup tekrar yola koyuluyoruz. Şimdiki hedef Hornindal Gölü.
Rakım olarak 1000 metrelerdeyiz. Avrupa’nın en derin gölü (514 metre) karşımızda. Çok öyle aman aman büyük değil ama derinliği ile dikkat çekiyor bu doğal güzellik. Bomboş sahiller dikkatimizden kaçmıyor. Rehberimiz Murat Bey, yaz mevsiminde buralarda iğne atsan yere düşmez, diyor. Montuma biraz daha sarılıyor, kapüşonuma gömülüp şöyle bir takvimi yokluyorum: Temmuz’un sonu. “Buralara yaz ne zaman geliyor ki acaba?” demekten kendimi alamıyorum. Bugüne bugün Avrupa’nın en derin gölünde selfi çektirmiş biri olarak, burnum biraz yukarılarda –tekrar- yollanıyorum otobüse. O çalım, o kurumla otobüsün ilk basamağını zor tutturuyorum. Yoldayız yine, hedefte Stryn kasabası var.
Yarım saatlik bir yolcuktan sonra vardığımız 10.000 nüfuslu bu küçük şehir, zamanında kraliyet ailesinin balık tutma amacıyla geldikleri bir yermiş. Minik bir çarşı ve birçok alış-veriş mağazası. Turistik eşyalar, hatıralıklar, magnetler, indirim mağazaları… Epey bir oyalanıyoruz burada, azıcık da masraf yapıyoruz haliyle. Tam vaktinde otobüsteyiz ve şimdiki hedef: Gemiye bineceğimiz liman kasabası Geiranger.
Sahile varmadan bir yerde mola veriyoruz. Rehberimizin sürprizi: Flaydal Seyir Platformu. Muhteşem fiyort manzarası… Epey yüksekteyiz, gemimiz ayaklarımızın altında. Burada mola verip hatıra fotoğrafı çekmeye çalışan tur otobüslerinden fırsat bulup bizler de değerlendiriyoruz manzarayı. Sadece selfilerle yetinmiyor, manzarayı seyrederek sömürüyoruz, sonrasında hoop gene otobüse ve limana.
250 kişilik bu şirin kasabanın hemen üzerine, beş dakikalık bir yürüyüşle Yedi Kızlar Şelalesi’ni ziyaret ediyoruz. Sahilin büyük bir bölümü kamp alanı olarak ayrılmış. Karavan turizmi yaygın buralarda, bol bol yürünecek patika işaretlerinden var yol boyu. Bir cafede yudumlarken capuçinolarımızı, “haydi” diyor, Hayriye’nin çınlayan sesi: “Batarken ardından güneş tepelerin/Veda etme vakti geldi Teletabilerin.
Biz de veda ediyoruz, bugünkü adımladığımız tüm yerlerin adına Geiranger’e; “Hoşça kal!” diyoruz ve ilk fiyort maceramız cebimizde, çıkıyoruz gemimize.
Nihai hedefimiz mutluluksa, ne zaman daha mutlu oluruz…
Yolculuğun, önce bizleri sözsüz bıraktığını, sonra da iyi bir hikâye anlatıcısına dönüştürdüğünü anladığımız zaman.
06.08.2026
Namık Budak
namikbudak@gmail.com

NORVEÇ FİYORTLARI – 2- NAMIK BUDAK
Yorum Yaz