
NORVEÇ FİYORTLARI – 4 – (Son)
Rehberimiz bugün için öğleye doğru buluşacağız diyor, ben de bunu fırsata çeviriyorum: Spor. Yürüyüş bandında bir buçuk saat kadar ter atıyorum. Pekâlâ, açık havada da koşulabilirdi, ama çok sert kuzey rüzgârları var buralarda. Geçen gün deneyeyim dedim, bir turdan sonra dar attım kendimi kapalı salona. Koşanlar yok değil, var ama bana göre değil. Duş, kahve derken 11.30’da buluşma yerindeyiz.
Turumuzdaki son fiyort ziyareti için gemiyi terk ediyoruz. Yine biz uyurken yol alan gemimiz Stavanger Limanı’nda demirli bugün: Kuzey Denizi petrolünün merkezi burası. Fiyorta tekneyle dalacağız bugün, turumuzun son macerasına… Büyükçe bir teknenin önündeki kuyruğa eklemlenip sıramız gelince biniyoruz topluca, hepimizin biletleri rehberimizde olduğu için bölünmeden, peş peşe, anaokulu öğrencileri gibi. Altı kişilik küçük grubumuz olarak teknenin kıç tarafında (bu kaba sözcüğü kullanmak istemezdim, ama gemicilikte böyle bir terim var, farklısı kullanılamıyor, örneğin geminin poposu diyemiyoruz hani) yan yana oturabildiğimiz geniş bir koltuğa konuşlanıyoruz. Bekle bizi Lysefjord Fiyort’u.
Lysefjord’ta (sözcük anlamı Işık fiyordu) 42 kilometre yol alacağız. Tekne hareket ediyor ve görsel şölen başlıyor. Şehrin renkli ve tek tip evleri yeni bir asma köprüden geçmeden önce arkamızda kalıyor ve sağımız solumuz yeşillik, irili ufaklı tepelerle kuşatılmış, ilerliyoruz. İlk molamız Korsan Koyu. Her yerde bu isme rastlamak mümkün… Minik bir koy burası; zamanında krala vergi vermek istemeyenlerin sığındığı bir yermiş. Sarp kaylar arasından nasıl gider gelirlermiş, orası da onları marifeti diyelim. Bir iki fotoğraftan sonra yeniden ilerlemeye başlıyor teknemiz.
Çok da sahili olmayan kayalıklar içindeki küçük bir alana yaklaşıyoruz, iki keçi dikkatimizi çekiyor. Yaban keçileri deniyor bunlar için, ama çok inandırıcı değil, bildiğimiz ev keçileri bunlar, olsa olsa yılkı keçileridir. İlginç bulanlar fotoğraflarını çekiyor verdiğimiz küçük molada ve tekrar koyuluyoruz yola. Esas benim beklediğim, istediğim, bekli de Fiyortların en ikonik yerine geliyoruz: Pulpit Rock (Vaaz Kayası ya da Vaaz Kürsüsü) Denizden 600 metre kadar yüksekteki bu yeri, alttan değil de bizzat üzerinden görmek isterdim; maalesef turumuzun konseptinde bu yoktu. Bunu karadan gezmek için tekrar buralara gelinir diyorum ve fotoğrafını çekiyorum değişik açılardan, yetmiyor patlatıyorum birkaç da selfi.

Vaaz Kürsüsü’nü biraz daha anlatmak isterim. Yıllar önce internette fiyortlarla ilgili sörf yaparken karşılaşmıştım bu mono blok granit kaya ile. Onlarca kişinin rahatça dolaşabildiği düz zemin denizin (fiyort) üzerine bir kürsü misali uzanıyordu, tam dibinden de her iki yönünde boydan boya geniş bir yarıkla. Sanki her an bu blok ikiye yarılacak, koca kütle aşağıya, denize yuvarlanacak. Oysa uzmanlara göre böyle bir doğa olayının gerçekleşmesi binlerce yılı bulurmuş. Tehlikesi yok yani. İnternettten sizler de bunun görsellerini rahatça bulabilirsiniz. Çok etkileyici, ben bundan ilham alarak kısa bir öykü bile kurgulamıştım birkaç yıl önce. Yani ziyaret etmeden öyküleştirmiştim.
Buradaki molamızdan sonra artık bizler için sıradanlaşan bir başka şelaleye dümen kırıyor kaptanımız. Biraz da burada oyalanıyoruz. Şimdi şehre dönme vakti. Teknenin tatlı rüzgârlarına saçlarımızı bırakıyor, hiç mola vermiyor, direkt limana varıyoruz.
Karaya ayak basar basmaz toplanıyoruz; şimdi sırada kısa bir turla şehri tanıma var. Yurt dışı gezilerinin olamazsa olamazı: “Panoramik Şehir Turu.” Rehberimiz önce şehrin en büyük kilisesine, katedrale götürüyor bizleri. Çok eski tarihli olmasına rağmen dimdik ayakta ve de bakımlı. “Birkaç yıl önce restore edildi,” diyor ve ardından hemen arkasındaki doğal bir göle götürüyor bizleri, sonrasında da merkezi bir caddede turluyoruz beş-on dakika. Genel kütüphane önünde serbest zaman veriyor.
Çok da güzel değerlendiriyoruz bu zaman dilimini. Şehri tekrar bir turluyoruz. Öyle ya, gezgin yeni geldiği bir yerde kaybolmazsa kalıcı öğrenme olmazmış. Gezip tozup biraz da hediyelik eşya alıyoruz. Gemiye ilerlerken arkadaşımız Nuri, güvercinler ve martılarla hemhal oluyor, renkli görüntüler yakalıyoruz. Pozitif arkadaşımız, zaten gag dese gülüyoruz, guk dese gülüyoruz; buradaki hayvancıklara da neşe katıyor.
Akşam olmadan tekrar gemimizdeyiz. Bugünkü yanlış bildiğimi paylaşayım: Baltık deniziyle Adriyatik denizinin yerlerini karıştırmışım. Yaşlılık işte…
Nihai hedefimiz mutluluksa, ne zaman daha mutlu oluruz…
Seyahat etmenin, hayal gücümüzü gerçeklerle dengelediğini ve bazı şeylerin nasıl olduğunu düşünmemiz yerine onları görmemizi sağladığını anladığımız zaman.
12.08.2026
Namık Budak
namikbudak@gmail.com
NORVEÇ FİYORTLARI – 4 – (Son)-NAMIK BUDAK
Yorum Yaz