sv

Sözün Bittiği, İmgelerin Konuştuğu Yer: Emre Tan’ın “Aphasia”sı Ardından

05 Eylül 2026 00:15

https://youtu.be/OG7LRteUZ-I?si=-BkWaki0wGY6k2nU

Sözün Bittiği, İmgelerin Konuştuğu Yer: Emre Tan’ın “Aphasia”sı Ardından

Tıbbi bir terim olarak aphasia (afazi); beyin hasarı nedeniyle insanın konuşma, dili anlama ve kendini ifade etme yetisini yitirmesi, yani kelimelerin zihindeki ve sesteki karşılığını kaybetmesi anlamına gelir. Genç yaşta aramızdan ayrılan ressam ve akademisyen Emre Tan’ın 2010 tarihli bu deneysel çalışmasına verdiği isim, tam da kelimelerin tükendiği o eşiği işaret eder. Tan, bu eserinde sarsıcı bir gerçeği, tıbbın, bedenin ve ölümün karşısında insan sesinin ve dilin dilsizleştiği o anı gözler önüne serer.
2010 yılında hastane ortamındaki gerçek bir ameliyathane/operasyon gerçekliğini resim ve video sanatıyla buluşturan Aphasia, bugün geriye dönüp bakıldığında sanatçının yaşamla ve kırılgan varoluşuyla kurduğu ilişkinin de derin bir metaforudur. Bu dilsiz ayinde, Emre Tan yalnız değildir; Seyhan Kurt’un 1997 tarihli “Speechlessness of Sadness” (Üzüntünün Dilsizliği) şiiri,
Beni öl
Ve ellerinin ruhunu ver
Sana çatlarcasına inanıyorum

Söyle 
Yaşamak özlemine inecek bir resim için
Kimlerin yerine kimler can verir
tımarhaneye tıkılır?
sürgün edilir?

Yeryüzünün dikeyliğine abanan tufanların
Bütün önyargılardan sakınarak
insanı yaşama hastalığıyla
başbaşa bırakmadığını
kimler söyleyebilir

Seni bir yerlere alıp götüren sanatın
Ve onun doğurduğu başka şeylerin;
Ölümle yaşam arasına yüklediği anlamların,
karşılıksız bir çek gibi algılandığını itiraf et
Bilmiyorlar ki morga kaldırılan bir dirinin
parmak ucunda eriyip giderken sanat
Zamanın balkonu uzaklara bakar

Şimdi tüket beni
İçimize sığmayanın tanımsız olduğuna bizi inandır
beni öl
beni anla.
eserin edebi ve trajik ruhunu besleyen bir nefes olur. Şiirdeki “Öldür beni / Ve ellerinin ruhunu ver bana”dizeleri, steril hastane duvarlarının ve metalik cerrahi aletlerin ortasında insanın en mahrem, en savunmasız halini yansıtır. Sanatın bir morgun soğukluğuna götürüldüğü, yaşam ile ölüm arasına sıkışmış bir “ödenmemiş çek” gibi algılandığı o dizeler, Tan’ın resme yüklediği hayati misyonu açık eder: Onun için sanat, dekoratif bir estetik oyun değil, var olmanın ve ölüme direnmenin bizzat kendisidir.

Dead Can Dance’in “The Host of Seraphim” parçasının yarattığı uhrevi ve gotik atmosfer; video eşliğinde yankılanan Wittgenstein’ın dil sınırları,

'Görsel oda' bir keşif gibi görünüyordu; ancak onu keşfedenin aslında bulduğu şey, yeni bir konuşma biçimi,
 yeni bir kıyaslamaydı; hatta buna yeni bir duyum bile denebilirdi.

– Ludwig Wittgenstein, Felsefi Soruşturmalar, 1958

Susan Sontag’ın acının imgesi

Üzerine düşünülen nesneler olarak, korkunç olana dair imgeler 
çeşitli ihtiyaçlara yanıt verebilir: 
Kişinin kendini zayıflığa karşı çelikleştirmesi. 
Kendini daha hissizleştirmesi. 
Düzeltilemez olanın varlığını kabullenmesi.

– Susan Sontag, Başkalarının Acısına Bakmak, 2004

ve Deleuze’ün “anlaşılmaz olanı dünyaya getirme” felsefesiyle birleştiğinde,

Dünyaya anlaşılmaz bir şey getir!

– Gilles Deleuze, Bin Yayla: Kapitalizm ve Şizofreni, 1980
Aphasia sıradan bir video olmaktan çıkar. O, kelimelerin kifayetsiz kaldığı
yerde imgelerin ve sanatın nasıl bir kurtarıcı dile dönüştüğünün manifestosudur.
Emre Tan, geride bıraktığı entelektüel birikimi ve tuvalindeki derin izlerle
yaşamaya devam ediyor. Aphasia, onun sesini yitirdiği değil, tam aksine
kelimelerin ötesinde, imgelerle ölümsüzleştiği bir sessizlik anıtıdır.

Bu Eseri Paylaş:

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki içerik:

Sözün Bittiği, İmgelerin Konuştuğu Yer: Emre Tan’ın “Aphasia”sı Ardından

deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co