
Bazı kitaplar insana yeni şeyler öğretmekten çok, aslında bildiği ama hayatın telaşı içinde unuttuğu şeyleri yeniden hatırlatıyor. Hayati İnanç ve Bekir Develi’nin Fabrika Ayarı kitabı da benim için tam olarak böyle bir okuma oldu.
Kitap, iki dostun samimi sohbetleri üzerinden ilerlerken hayatın anlamından insanın kendisiyle olan ilişkisine, değerlerimizden inancımıza, geçmişten bugüne taşıdığımız kültürel mirasa kadar pek çok konuya dokunuyor. Bunu yaparken de ağır ve öğretici bir dil kullanmak yerine kimi zaman düşündüren, kimi zaman gülümseten sıcak bir sohbetin içine çekiyor okuru.
Aslında kitabın isminde saklı bütün mesele: Fabrika ayarlarımız neydi ve biz zaman içinde onlardan ne kadar uzaklaştık?
Günümüz dünyası sürekli daha fazlasını istememizi, daha hızlı yaşamamızı ve hiç durmadan bir yerlere yetişmemizi söylüyor. Bu koşuşturmanın içerisinde ise insan bazen kendisini, değerlerini ve hayatta gerçekten neyin önemli olduğunu unutabiliyor. Kitap tam da bu noktada bir farkındalık çağrısı yapıyor. Dışarıya bakmaktan yorulduğumuz yerde biraz içimize dönmeye, özümüzü hatırlamaya ve hayatımızı yeniden gözden geçirmeye davet ediyor.
Yer yer içsel sorgulamalara yöneltiyor, yer yer yüzümüzde bir tebessüm bırakıyor. Sohbet havasında ilerlediği için bir çırpıda okunuyor ama bazı cümleleri kitabı kapattıktan sonra da insanın zihninde dolaşmaya devam ediyor.
Ben de okurken ister istemez kendi “fabrika ayarlarımı” düşündüm. Hayatın içinde değişirken neleri geride bıraktığımı, neleri koruyabildiğimi ve aslında nasıl bir insan olmak istediğimi…
Ve kitabın sonunda zihnimde tek bir soru yankılandı:
“Ben kimdim, ne oldum, ne olmalıyım?”
Belki de bazen ihtiyacımız olan şey yeni bir hayat kurmak değil; kendimize dönüp en başta kim olduğumuzu yeniden hatırlamaktır.
Fabrika ayarı
Yorum Yaz