

ZAMANIN ESKİTEMEDİĞİ ŞEYLER
Çoğu zaman zamanın karşısında hiçbir şeyin aynı kalmadığını ifade ederiz. Bu gerçekten de öyledir. Her yeni güne uyandığımızda dünde bıraktığımız dünyanın bile biraz değişmiş olduğunu kolayca fark ederiz. Duvarların renginin solduğunu, kapıların eskidiğini, ağaçların dallarının uzadığını ve sokakların yüzünün değiştiğini gözlemleriz.
Zaman insanın yüzünde de, hayatında da izler bırakır. Ve her birimizin hafızası adeta bir sığınak görevi görür, her şeyi korumasa da bazı şeyleri saklamak gibi bir işleve sahiptir. Bazen önemsiz sandığımız bir söz, belki bir bakış, bir koku veya bir vedalaşma anı yıllarca içimizde yaşayabilir.
Örneğin uzun yıllar önce hayatımızdan geçen ve artık nerede olduğunu bilmediğimiz bir insanı hatırlayabiliriz. Beraber geçirdiğimiz birkaç saat, söylediği bir cümle veya yaptığı küçük bir iyilik aradan geçen zamana rağmen aklımıza gelebilir. İnsanlar uzaklaşır, yollar ayrılır ve hayat başka yönlere akar. Fakat bazı insanlar, yanımızdan ayrıldıktan sonra bile içimizde yaşamaya devam eder.
Bize ait olan bir eşya içinde aynı şey söz konusudur. Bu eski bir saat de olabilir, bir mektup, yıpranmış bir fotoğraf veya çocukluktan kalma bir oyuncak… Başkasına göre bu sıradan bir eşya olabilir ama bizim için koca bir geçmişi hatırlatan bir değere sahiptir. Çünkü bize hatırlattığı şeydir değer verdiğimiz. Zaman eşyayı eskitebilir; ama bizim için taşıdığı anlamı eskitecek bir güce sahip değildir.
İnsanın geçmişinden bütünüyle kurtulması mümkün değildir. Geçmiş sadece geride bıraktığımız günlerden oluşmuyor; geçmiş bugünkü kişiliğimizin sessizce taşıdığı yüklerden, bazı izlerden ve belki de bir ışıktan ibarettir. Bu yüzden içimizde çocukluktan kalan bir taraf, gençliğimizden bir söz veya kaybettiğimiz insanlardan kalan bir alışkanlık yaşıyor olabilir. İnsanlar değişir ama bütünüyle kendilerinden uzaklaşamaz. Ve zaman her şeyi değiştirse de; insanın yüreğinde gerçek bir iz bırakan hiçbir şeyi tamamen yok edemez.
İnsanın geçmişine dönmesi büyük olaylara bağlı olacak kadar güç bir şey değildir. Belki bir şarkının birkaç saniyesi, belki eski bir kelime, yağmurdan sonra toprağın kokusu veya bir pencerenin perdesinden süzülüp gelen akşam ışığı bu etkiye sahip olabilir.
Aynaya baktığımızda büyüdüğümüzü anlarız; fakat geçmişteki kendimizi hatırladığımızda, içimizde hala değişmeyen bir tarafımızın bulunduğunu fark ederiz. Bu yüzden zaman içimizdeki çocuğu eskitemediği gibi; hayatımızda yer alan ve yaşlanmış olan insanlar, hafızamızda yaşlanmaz. Onları hep genç halleriyle hatırlarız, bir çocuk bile zihnimizde hep çocuk olarak kalır.
Yanı sıra bazen eski bir evin yanından geçtiğimizde; yeni halini fark ederiz. Boyası değişmiştir, pencereleri yenilenmiştir, belki bahçesinde başka çiçekler açmaktadır. Ama biz ona bakarken duvarları değil, o evin içinde yaşanan günleri görürüz. O kapının ardında bir çocukluk saklıdır, pencerenin önünde beklenmiş akşamlar, merdivenlerde duyulmuş ayak sesleri veya söylenen unutulmaz sözler… Gerçekte artık orada olmayan şeyler zihnimizde varlığını sürdürür ve yaşamaya devam eder.
İnsan nereye giderse gitsin, geçmişinden küçük parçaları da beraberinde götürür. Terk ettiğimiz bir şehre ait bazı şeyleri yeni yaşadığımız bir şehrin sokaklarında gezerken birden zihnimizde tanıdık şeylerin canlandığını görebiliriz. Her şey geçmişimize ait izlerle doluymuş gibi gelir. Belki de yıllar sonra bir gün, sessiz bir akşam vaktinde; pencereden dışarıya baktığımızda geçmişin neredeyse tamamen içimizde yaşadığını ve unutulmaz anılarla kendini gösterdiğini kolayca fark ederiz. Çünkü bazı şeyler zamanın içinde değil, yalnızca insanın içindedir ve her zaman anlamını ve değerini koruyarak yaşamaya devam eder.
Hayatta bazı duygular vardır ki onları zamanla ölçmek mümkün değildir. Sevgi bu duygulardan biridir. Bir insanı ne kadar zamandır tanıdığımız, ona ne kadar zamandır yakın olduğumuz, birlikte kaç yıl geçirdiğimiz her zaman belirleyici bir özelliğe sahip olmayabilir. Bazen biriyle geçirdiğimiz kısacık bir zaman içimizde uzun yıllar sürecek bir iz bırakırken, bazen de yıllarca yanımızda olan bir insanın değerini, onun yokluğunda daha iyi anlamaya başlarız.
Zamanın sevgiyi azaltabileceğini sanıyoruz hep, oysa o bazen biçim değiştirir ve bazen de giderek daha da derinleşir. Hastalandığın da düşündüğün kişinin hep o olması, uzakta olduğunda merak etmen, üzerinden yıllar geçmesine rağmen beraber geçirdiğiniz bir anıyı hatırlaman duyduğun gerçek sevginin bir işaretidir. Sevginin zaman karşısındaki en büyük gücü de buradan gelir; yaşanmış olmasından…
İnsanların saçlarına aklar düşebilir. Evler değişebilir. Şehirler değişebilir. Hayatın şartları değişebilir. Ve daha da ağırı insanlar birbirlerinden uzaklaşabilir. Ancak gerçek sevginin bıraktığı izler kalıcıdır; özlemle, hasretle ve daima hatırlanarak o ilk sıcaklığını korur ve gerçek anlamıyla insanın içinde yaşamaya devam eder.
Bir insanı gerçekten sevdiğimizde onun hayatındaki küçük ayrıntılar bile bizim için önemlidir. Üşüdüğünü fark ederiz. Yorulduğunu anlarız. Duygularını söylemese de bunu yüzünden okuyabiliriz. Onun suskunluğunda bile duyduğumuz bir şeyler vardır. Bütün bunlar giderek derinleşen sevginin güzel işaretleridir.
Sevginin en gerçek hâli tam olarak burada başlar. Bir insanın yanında olduğumuzda değil, ondan uzak kaldığımız zamanlarda bile onu düşünmeye devam edebilmekte… Gerçek sevgi; bir insanın yokluğunda onun varlığını hissetmek, söylemediği bir şeyi anlamak, başına gelebilecek küçücük bir şeyi bile merak etmek ve yıllar geçse dahi ona ait bir ayrıntıyı unutamamakla kendini gösterir.
İnsan gerçekten sevdiği kişiyi hayatının en sıradan anlarında bile hatırlar. Bir sokaktan geçerken, daha önce onunla birlikte yürüdüğü bir yolu anımsar. Bir masada otururken karşısındaki boş sandalyeye bakıp onunla yapılan bir konuşmayı düşünür. Bazen de yalnızca bir kelimenin çağrışımıyla geçmişine doğru bir yolculuğun içinde bulur kendini. Ve bütün mesafeler bir anlığına tamamen ortadan kalkıverir.
Bazı insanlar hayatımızdan çıksalar bile onlara ait küçük ayrıntılar bizde yaşamaya devam eder. Onların gülüş biçimi, konuşurken yaptıkları bir hareket, bir cümleyi söyleyiş tarzları veya sessiz kaldıkları anlar bile yıllar sonra hatırlanabilir. Onlar bütün bunları çoktan unutmuşta olabilir. Oysa biz, o ayrıntıların taşıdığı duyguyu unutmayız. Zaman insanları birbirinden uzaklaştırabilir ama yaşanmışlıkların bıraktığı izleri kolayca silemez.
Geçmişi değerli yapan şey; yalnızca yaşanmış olması değil, bize bugün hala bir şey söyleyebilmesidir. Geçmişte yaşadığımız sevgiler, dostluklar, ayrılıklar ve karşılaşmalar bugünkü bizi oluşturur. Bize kimin kıymetli olduğunu, hangi sözün söylenmeden de anlaşılabileceğini, hangi insanların hayatımızda geçici olmayıp, kalıcı izler bırakmak için bulunduğunu öğretir.
Zamanın karşısında hiçbir şey aynı kalmayabilir. İnsanlar değişebilir, şehirler değişebilir, yollar değişebilir ve hayatın kendisi değişebilir. Fakat insanın yüreğinde gerçek bir anlama kavuşan şeyler, bu değişimin içinde kendi varlığını korumayı başarır. Çünkü bazı şeyler geçen yıllarla ölçülemeyecek kadar değerlidir.
Gerçekten sevdiğimiz bir insanı yıllar sonra hatırladığımızda içimizde hala bir sıcaklık oluşuyorsa, onunla yaşadığımız bir anıyı düşündüğümüzde yüzümüzde istemsiz bir tebessüm beliriyorsa, onun iyi olup olmadığını hala merak ediyorsak zamanın sevgiyi tamamen eskitemediğini anlarız.
İnsanın hayatındaki en değerli şeylerden biri, üzerinden yıllar geçse bile kalbinde sıcaklığını koruyan birkaç hatıraya sahip olmasıdır. Çünkü hayat boyunca pek çok şey kaybolur; fakat bazı insanlar, bazı duygular ve bazı anlar yalnız bize ait olarak kalır.
Ve insan, yıllar sonra geriye dönüp baktığında, hayatında gerçekten önemli olan şeyleri zamanın eskitemediğini; aksine, bunların zaman geçtikçe anlamlarının daha da büyüdüğünü fark eder.
Bu yüzden bazı sevgiler bitmez, bazı insanlar uzaklaşsa da unutulmaz ve bazı evler yıkılsa da silinmeyecek hatıralar bırakır. Zaman her şeyi değiştirebilir ama insanın kalbinde gerçekten yer edinmiş şeyleri tamamen yok edemez…
DENEME – ERKAN EREN
Yorum Yaz