
Bugün on beş dakikalık yolu, kırk beş dakikada yürüdüm. Çünkü bazen insanın ayakları değil, yüreği yorulur. İçimde biriken kırgınlıklar, sustuklarım ve kimseye anlatamadığım üzüntülerle ağır ağır ilerledim.
Sonra kendimi deniz kıyısında buldum. Bir süre öylece oturdum. Gözlerim uzak kıyılara takıldı. Denizin maviliğinde kaybolurken, taşların arasında küçücük bir papatya gördüm. Kimsesiz, sessiz, ama bütün güzelliğiyle orada duruyordu.
Düşündüm…
Bu küçücük papatya, toprağın bile zor bulunduğu bir yerde yeşermişti. Ne göreni vardı ne de ona su veren bir eli. Ama yine de yaşamaktan vazgeçmemişti.
O an kendi kendime gülümsedim.
Demek ki umut, her şey yolundayken değil, en zor zamanlarda da filizlenebiliyordu. Belki insanın yüreği de tıpkı o papatya gibiydi. Kırıldıkça, yoruldukça içine kapanıyor ama bir gün yeniden güneşe dönmeyi bekliyordu.
O gün deniz kıyısından bütün dertlerimi geride bırakarak kalkmadım. Ama içimde küçücük bir düşünceyle ayağa kalktım:
Belki de hayatın güzelliği, hiç kırılmamakta değil; bütün kırgınlıklarımıza rağmen içimizde hâlâ yeşerecek bir umut bulabilmekteydi.
Kıyıdaki Küçük Umut-HALİSE AYDOĞDU
Yorum Yaz