sv

Sevdanın içindeki Ateş-HALİSE AYDOĞDU

12 Ağustos 2026 10:16

Sevda’nın Yüreğindeki Ateş

Sevda’nın yüreğinde sönmeyen bir ateş vardı. Öyle sıradan bir ateş değildi bu; yılların suskunluğundan, içine gömdüğü fırtınalardan, kimseye göstermeden taşıdığı yaralardan beslenen, her nefesinde biraz daha büyüyen bir yangındı. Ne zaman alevlense, göğsünün içini kavurur, gözlerinden kan damlasını andıran yaşlar süzülürdü. Fakat Sevda, gözyaşlarının ardına saklanacak bir kadın değildi. Onun gözyaşları acizliğin değil, yüreğinde taşımaya mecbur kaldığı hayatın dışarı sızan izleriydi.

Bir gün koşmaya başladı.

Nereye gittiğini bilmiyordu.

Hangi yöne yüzünü çevireceğini, hangi yolun onu nereye çıkaracağını düşünmüyordu. Önünde bir hedef yoktu; yalnızca içinde durmadan kabaran o ateş vardı. Sanki yüreğinde yanan yangın, ayaklarına hükmediyor, onu düşünmeye fırsat bırakmadan ileriye sürüklüyordu.

Koştukça kuru toprak ayaklarının altında savruluyor, ardında yükselen toz bulutu gökyüzüne karışıyordu. Sevda dönüp arkasına bakmıyordu. Çünkü bazı yollar geride bırakılmak için değil, insanın kendisini geçmişinden söküp alması için yürünürdü.

Dudakları susuzluktan çatlamıştı. Her nefesinde boğazını kesen bir kuruluk vardı. Dizleri titriyor, bedeni artık taşıdığı yükün altında tükenmeye yüz tutuyordu. Ama Sevda’nın iradesi bedeninden daha güçlüydü.

Koştu.

Yüreği kavruldu.

Koştu.

Gözlerinden yaşlar aktı.

Koştu.

Ayaklarının altında toprak parçalandı.

Koştu.

Arkasında yalnızca toz bulutları kaldı.

On dört yaşından sonra korkunun ne olduğunu unutmuştu Sevda. Hayatın ona ne hazırladığını bilmeden yaşamayı, karşısına çıkan her şeyin gözlerinin içine bakmayı öğrenmişti. Korku onun için artık bir duygu değil, çok gerilerde bırakılmış bir kelimeydi.

Sevda’nın kimseden beklentisi yoktu. Ne acınmak istiyordu ne anlaşılmak için kendisini anlatmak. Yükünü kendi sırtında taşıyor, yarasını kendi içinde sarıyor, yolunu da kendi ateşinin aydınlattığı yerden seçiyordu.

Çünkü Sevda biliyordu:

İnsan bazen nereye gittiğini bilmeden de ilerler. Çünkü bazı yolları akıl çizmez; insanın içinde susturamadığı ateş çizer.

O ateş Sevda’yı da nereye götüreceğini söylemeden sürüklüyordu.

O koşuyordu.

Arkasında toz bulutu yükseliyor, gözlerinden yaşlar süzülüyor, yüreği her adımda biraz daha kavruluyordu.

Ama durmuyordu.

Çünkü Sevda’nın hikâyesi bir yere varmanın hikâyesi değildi.

Onun hikâyesi, yüreği yanarken bile kendi küllerinin üzerine basıp yürüyebilen bir kadının hikâyesiydi.

Ve o gün, ardında yalnızca ayak izlerini değil, suskunluğunun bütün ağırlığını bırakarak koştu.

Nereye gittiğini bilmeden…

Ama kendisinden asla vazgeçmeden.

Bu Eseri Paylaş:

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki içerik:

Sevdanın içindeki Ateş-HALİSE AYDOĞDU

deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co